menu Menü
Anadolu'nun Joan Baez'i olmak: İnanıyorum ki bu dünyada bir izim var.
Sanki geçmiş hiç arkamda yokmuş gibi. Günümüzün değeriyle bakıyorum hayata. Daha yolum bitmedi, yolculuğum bitmedi. Biriktirdiklerimle belki bir nebze ölçebilirim sanat yaşamımı. Hatırası olduğum yaşanmışlıklarım var.
Gökhan Toker Kültür-Sanat, Müzik, Söyleşi
Annelik, kadınlığın bir uzantısı mıdır yoksa Havva’dan bu yana kadınların üzerine atılmış zorunlu bir görev mi?Kevin Hakkında Konuşmalıyız Geri Yirmi Beşinde Ölüme Ayrılık İleri

Sevgili Aysun Timurcan, bizi kırmadığınız çok teşekkür ederiz. Öncelikle sizi yakından tanımak isteriz. Bizlere hikâyenizden bahseder misiniz?  

Sizler gibi güzel insanlar tarafından hatırlanmış olmaktan dolayı son derece mutlu oldum. Asıl ben teşekkür ederim. Sanatla hayat rotasını çizen biriyim. Yolculuğum hem seslerin hem de renklerin peşinden takip ettiğim küçük patikalarla örülü. Değer verilmiş, emek verilmiş bir süreç. Kim olduğum sorusu zor bir soru, bir sürü cevabı var. Öncelikle müzisyenim, eğitmenim, ressamım, müzik ve drama eğitmeniyim, anneyim, arkadaşım, dostum, eşim ve kendimim. Yaşadığım çevrenin, mekanların, kentlerin çerçevesinde eserler sunan bir ozanım. 1967 Karadeniz Ereğli doğumluyum. Tam bir kasaba kültürü içinde büyümüş ve sınırlarını her zaman geniş tutmuş bir ruhun aktarımıyım. Farklı tarihlerde eserlerimden oluşan çalışmalarla müzik yolculuğumda kayda değer bulunan birkaç eserim sayesinde müzikal kimliğimi bir şekilde ispat etmiş olduğumu ifade etmemde umarım bir sakınca yoktur.  

1987 yılında Ada Müzik tarafından yayınlanan ilk albümünüz Ayrılık yeniden gündemde, bizlere artık herkesin arşivine katması için uğraştığı bu albümün hikâyesini anlatır mısınız?

Ayrılık kasetimin hikayesi 1985 yılında katılmış olduğum Marmaris’teki bir beste yarışmasıyla başlar. Güzel sanatları tercih ettiğim bir dönemde, resim eğitimini düşünürken, yarışma sonrasında müzik yapma isteği daha ağır bastı. 1985’te annemi kaybettim. O dönem müzik heyecanımın başladığı, festival sonrası çok kırıldığım, aynı zamanda benim iç dünyama yoğunlaştığım bir dönem oldu. 1985 ve 1986 yıllarına ait şarkılar yazdım. Daha sonra Kuşadası Altın Güvercin beste yarışması için Ankara yolculuğumda sevgili Oğuz Elbaş’ın (çok değerli müzik tarihçimiz) ve Sevgili Kadir Buzluk’un -Marmaris festivalinden tanıştığım bu güzel insanlar sayesinde- değerli müzisyen sevgili Erkan Oban ve stüdyo ‘dede’ ile tanıştım.

Lise Yılları” adlı şarkımla yarışmaya hazırlanırken ilk stüdyo kaydımın gerçekleşmesi sonucunda Ankara Ada Plak ile yollarımız buluştu. Yaptığım şarkılarımın kayıtları ve sevgili Erkan Oban, Kadir Buzluk ve sevgili Oğuz Elbaş’ın desteği Ada Plak’la tanışmama vesile oldu. Albüm için Ada plak değerli müzik yorumcusu olan Alpay’ın stüdyosu Stüdyo A’yı ve Müjdat Akgün’ü belirlemişti. Erkan Oban çağdaş türkünün muhteşem basçısı ve aynı zamanda grubun düzenlemelerini yapan çok sevdiğim değerli, bir müzisyendi aslında amacım yola onunla çıkabilmekti. O sırada o da grubuyla yoğun olduğu için birlikte çalışmak kısmet olmadı. Şarkılarımı ayrıca beğenen Müjdat Akgün’le ilk kasetimin çalışmasına başladık. 5 yıllık bir sözleşmeye şartname şartlarının satırlarını dahi okumadan büyük heyecanla kabul görülmenin, müziğimle onaylanmanın sevinciyle ilk imzayı atıverdim. Bu şartnameler başlangıçları acemiliklerine denk gelen müzisyenler için -benim gibi örneğin- sadece bir an önce kaset -şimdiki adıyla albüm- yapmak isteyenlerin acı kaderidir. Bu şartnameler amatörlükte değil profesyonel hayatımızda da devam etti. Maalesef plak şirketlerinin kurt anlayışı ve içerikleri açısından bizlerin menfaatine yönelik koşullar yeteri kadar sağlanamadığı için pek bir şey değişmedi. Hep başımıza gelen hâlâ da yaşanan, katlanmak zorunda bırakıldığımız durumlar oldu bunlar. 

Ayrılık” kasetim için yaz döneminde üç ay boyunca Ankara’da stüdyodaydım. Karşımda değerli müzik emekçisi Müjdat Akgün ve onun kendi sitiline göre düzenlemiş olduğu şarkılarımla, çok heyecan veren merak sevinç duyduğum bir çalışma süreci oldu. Vokal anlayışlarımız çok uydu. Şunu da belirteceğim; düzenleme aşamasında eser sahibi olarak çok fazla etkim olmadı. Ben stüdyoya girdiğimde şarkılarımın çoğu şekillenmişti. Bu arada Sesimi bilmeyerek çok yorduğum için acil ses teli, nodül ameliyatı geçirdim. Ameliyatımı Ada Plak üstlendi. Müjdat abinin seçmiş olduğu gitarımı aldım. Bir nevi kasetimin karşılığında şirketin nazik jestleri oldu bunlar.

Bu kasette yer alan tüm eserlerim o tarihe kadar 19 yaşıma kadar çevremle etkileştiğim duyarlılık gösterdiğim duygu durumuyla ortaya çıkan şarkılarımdır. Kasetimin adını alan şarkım “Ayrılık” Sevgili ve Rahmetli Babam Nasır Timurcan’a yazdığım şarkımdır, ki onu da 1980 yılında çok erken kaybettim. “Anne” adlı şarkım tahmin edeceğiniz gibi Annem Sabahat Timurcan için yazdığım şarkımdır. “Eğer” bir gün abim Murat Timurcan’ın yazdığı bir şiirdir mesela. “Lise yılları” lise aşkıma ithaftır. “Uzun Mehmet” memleketlim olan kara kömürü bulan Uzun Mehmet’e ve “Madenci” adlı şarkım 1983 Kandilli Armutçuk grizusunda yitirdiğimiz tüm madencilere ithaf edilmiştir. Çünkü ben o bölgede doğmuş bir Trenci kızıydım. Tüm maden işçileri bu trenlerle işe giderlerdi. Kestaneci köyünden aşağı istasyona inen işçilerin ayak seslerini bilerek bu şarkıları yazdım. “Karadeniz” adlı şarkımda yeşil ve maviyi iç içe yaşadığım için. “Aşığım sana” adlı şarkımın ilk dörtlüğü meçhul bir hayranım tarafından yazılmış bir şiirdi. 2.dörtlüğünü stüdyo aşamasında ben tamamladım. “Sekiz yıl” adlı şarkı benim deneylediğim bir ilişki anlatımı olmasa da yakın çevremde eşinden ayrılmış bir tanıdığımızın çökkün duygu dünyasına tanık olmamın etkisiyle ortaya çıktı mesela.  Bu kasetimde sadece “Kızılırmak Boyları” adlı şarkımın düzenlemesini sevmedim. Bir ağıttır o şarkım. İki yavrusunu kaybeden bir annenin ağıdıdır. Gülüç Deresi vardır Ereğli’de. Fabrikanın demirinden sonra rengi kırmızıya döndü demir tozlarından ötürü. 83 ya da 84’lü yıllarda iki kardeş derede yüzerken boğulmuştu. Annenin o bölgede artık yaralı bir ruh halinde dolaştığı söylenmişti. Ben ritmik bir şekilde hatta neşeli şekilde düzenlenmiş olduğunu söylediğimde Müjdat Akgün bazı şarkılarda sözlere rağmen müzik eşliklerin ritimli olabileceğini söylemişti. Her iki, duyguda birleşebilirdi. Dedim ya çok etkin olamadım özellikle bu eserde.

Düzenlemelerin yapısı ve uygunluğu en hassas olduğum durumdur. Eserin bestecisi ile düzenleyen kişinin yani aranjörün ortak duygu noktasında melodik yapı bütünlüğünde buluşması çok önemlidir.  Sonuçta ruhla yapıyoruz işimizi. Özensiz olma ihtimali olamaz. Hep derim: bir eser hakkındaki bilgiler bestecisinden ilk ağızdan duyulmalı Stüdyo çalışmasında da bu örüntüye çok dikkat edilmeli. İnsanlar sonuçta merak edebiliyorlar şarkıların hikayesini. Söyleşimiz vesile oldu bunları anlatmaya. Teşekkür ediyorum.

Yaptığınız üç farklı kaset çalışmasında açık ara tarih farkları var. Bunun sebebi nedir? Eski kasetlerinizin yeniden gündeme gelmesi nasıl oldu ve siz neler hissediyorsunuz?

Çok şaşırdım ve çok mutlu oldum. Müzik koleksiyoncularından sevgili Ahmet Yılmaz haber verdi önce. Çok yüksek fiyatlara birinci ve ikinci kasetimin internette satışta olduğunu söyledi. Merak edip baktım hemen.  Üçüncü son çalışmam olan albümüme pek ilgi yoktu. Orada grubum Dost Yürek’le birlikte albümü yaptığım ve adım tek yazılmadığı için belki gözden kaçmış olabilir. Oysa bugün müzik anlayışımı en net ifade eden çalışmamdır. Grup Dost Yürek, Aze. En iyi çalışmamdı diyebilirim. Aslında değerlendirecek olursam, bir ve üçüncü kaset çalışmamı daha rahat dinleyebiliyorum. Ayrılık kasetim elimde yoktu yani vardı ama aradan geçen uzun zamandan ötürü çalışmıyordu. Kasetimi ben bile unutmuşken, yıllar sonra Ahmet Yılmaz tarafından ilk kasetime kavuştum tekrar. İnsanın geçmişiyle karşılaşmasının duygusu bambaşka. Öyle şaşkın ve mutlu hissettim ki.

İlk kasetime dönecek olursak, 1987 Aysun ‘Ayrılık’ Ada Plak. İkinci kaset çalışmam 1993 Bir Kadın Var Anadolu’da Kalan plak şirketi. En son çalışmam grubumla birlikte 1999 Dost Yürek AZE Klip müzik. İlk ara beş yıl ve sonrası altı yıl arayla. Tabi ben yılların arasında hayatımı sanatımla düzene sokmaya yönümü bulmaya çalışıyordum.

İlk kasetiniz Aysun “Ayrılık” çalışmasını 35 yılınızı verdiğiniz müzik anlayışınız çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz? Bildiğim kadarıyla siz aslında performans müzisyeni olduğunuzu stüdyo çalışmalarından aslında çok hoşlanmadığınızı söylüyorsunuz.

Aysun ‘Ayrılık’ isimli kasetim ilk göz ağrım. Şöyle düşünüyorum bugün dinlediğimde. Gençliğimin çok kıymetli zamanları. Kasetimin içinde yer alan on şarkım, bir sonraki ideallerime kanat çırpmayı hedeflediğim çalışmalar çıkmış ortaya. Benim yaşadığım kasabadan büyük kente şehre gidiş biletim olmuş. Kaset kapağındaki uçan kuşu düşünürsek, yerinde oldu bu benzetmem. Güzel şarkılar söylemişim.  Vokaller zengin ama sesim ham, genç bir ses, olgun gelmiyor bana. Sevgili Müjdat Akgün’le birlikte yaptığımız vokalleri dinleyince mayamın tutuğunu görüyorum çünkü çok sesliliği hala devam ettiriyorum. İlk kasetimde üzüldüğüm bir durum var. Söz ve müziklerin bana ait olduğu yazılmamıştı. Flüt çalan klarnet çalanın bile adı vardı kasetin kapağında. Vokaller Müjdat ve Aysun diye yazılmıştı sadece. Buna itiraz etsem de -ki fazla edemedim- bastık artık bitti, gitti gibi geçiştirilmişti. Bir sonraki basımda yazarız ismini dediler. Kaset tekrar basılmadı. Gerekçe olarak master bantların kayıp olduğu söylendi.

Elinde kasetim olan arkadaşlardan şöyle bir ricam var, lütfen o kaset kapağının bir kenarına söz ve müzikler: Aysun Timurcan diye not düşsünler. İçimde ukde olarak kaldı. Hedefim her zaman akustik çalmak ve söylemekti. İlk kasetim bu anlayışa yakın diyebilirim. Klavye katkıları var ama gitarlar bire bir çalındı sevgili Müjdat Akgün tarafından. Stüdyodaki uzun süren kayıtları sevmiyorum sürekli tekrar edilen partisyonlar ve konsantrasyon sıkıntısı vs. bana göre değil. O yüzden hücum kayıtları tercih ediyorum. İyi çalışıp çalar söyler çıkarsın, ruhu canlı tutarsın.

Müziğinizle hem protest müzik hem de Türkiye Rock Tarihinde özel bir yer edindiniz, fakat albümü bulmakta zorlanıyoruz. Yeniden basım konusunda bir çalışma var mı?  Ve elbette diğer albümleriniz için de geçerli bu, bu yönde planlarınız neler?

Maalesef kimse eski defterleri kurcalamak niyetinde değil. Son üç senedir bunun için uğraşıyorum. Tüm çalışmalarımı içeren bir cd hazırlamak amacındayım. Yeni şarkılarım da dahil olacak. Bu arada çok uzun zamandır çocuklarla çalışıyorum, çocuk şarkılarım da hazır. Albümün yapısı hem büyüklere hem küçüklere hitabı geniş olan bir çalışma olsun istiyorum.  İkinci kasetimin tekrar gündeme gelmesi bence ne derece uygun olur, pek emin değilim. Düzenlemeler istediğim gibi akustik olamadı. Kayıtlar iyi değil. Dinleyemiyorum. Bir tek Gökova ve Miho’yu beğeniyorum. Çünkü onlar akustik kayıtlarım. Biraz da “İstanbul” şarkımı dinleyebiliyorum onda da motifler güzel, fakat iyi bir stüdyo kaydı olmadığı için üzerinde durduğum bir çalışma değil. İyi eserler var içinde. Hayatımın yine en zor dönemine denk gelen bir çalışma. 1993 senesi bir yandan eğitim sürecimin belirsizliğiyle geçti. Konservatuvardaydım ama opera eğitiminde zorlanıyordum.  İstanbul Oda Koro’sunda korist olarak devam ediyordum. Aşk acısı yaşıyordum bir yandan. Sesim sürekli arıza veriyordu, tekrar operasyon geçiriyordum. Maddi zorluklar vardı bir yandan. Aynı zamanda yaptığım el becerisi takılarımı zabıtalardan kaçarak sokakta satıp kazandığım üç beş kuruşla ikinci kasetime finans sağlıyordum. İkinci kasetin kapak resmi bana ait bir pastel boya resim çalışması.  Resim yüzünden türkü kaseti sanıp kasetleri geri iade edenler olduğu anlatıldı bana.

Stüdyo işleri ekonomik boyutuyla zordu benim için. Klavyeden işi bitirmek vardı 1992-1993 yıllarında. İlkay Akkaya Aze’yi seslendirdi. Kasetten gelen telifin parasıyla stüdyoya girdim. Tatlı parmak olarak bilinen müzisyen ve piyanist olan rahmetli Çoşkun Aksel’le çalıştım. Baha Boduroğlu’nun aracığı ile tanıştım kendisi ile. Stüdyosunu yeni açmıştı ve ilk işlerinden biriydim. İkinci kasetimin stüdyo aşamasında hedefimi netleştirdim. Bir grubum olacak mutlaka akustik çalacaktım. Çünkü gitarımla çalıp söylerken başka bir ruh ile donandığımı hep söylediler. Gökova ve Miho adlı şarkılarımı kendim çalmıştım. 

Üçüncü albüm bu yüzden 1999 grup Dost Yürek ile olan Aze adlı çalışmam müzikal anlayışımı net belirlediğim çalışmadır. Akustiktir, partileri tek tek çaldığımız ve albümün tüm aşamasında grup müziği çerçevesinde hareket ettiğimiz çalışmamdır. Tüm varımı yoğumu birikimlerimi ortaya koyduğumuz çalışmadır. 17 Ağustos 1999 İzmit Kocaali İstanbul depremine denk geldiği için var olamayan son çalışmamdır. Tüm bu yoğun geçen müzik zamanlarımda şunu fark ettim. Ne yazık ki bir şeyler oluşmaya başladığında özellikle albüm kararı aldığımda işlerim ters gidiyordu. 1999’dan beri de yeni eserlerimin demo kayıtları dışında yeni bir albüm yapmadım.

Vokal anlayışlarım, çok seslilik, renkli sesler, değişik akustik çalgılar vs. fikrim hiç değişmedi. Çok sesliliği seviyorum. Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorsun dediler. Tüm çalışmalarımı basabilecek plak şirketi bulmak kolay değil.  Hele ki bu pandemi döneminde. Çok idealist bir şirket lazım.  Bu çalışmalarımın master bantları bile yok elimizde.  1., 2. ve 3. kasetlerim dışında -tek örnek onlar da elimde kalan- gözüm gibi sakladığım kayıtlarımın aktarımı olabilirse ne mutlu bana. Belki yeniden basılır. Bilemiyorum.

Ben performans müzisyeniyim, net ifade ediyorum. Bizleri ayakta tutan konserlerdir her zaman.  O yüzden hücum kayıtları tercih ediyorum. Yeni şarkılarımın kayıtları olan demolar hep hücum kayıtlarım. Sizlerle tanışmadan bir hafta kadar önce neden şarkılarım tanınmıyor diye hayıflanmıştım ve çok üzgündüm inanın. Şimdi biz sizin şarkılarınızla büyüdük diyen bir kuşağın güzel insanları ile karşılaşıyorum ve tanışıyorum.  Bunlar çok olumlu motivasyonlar ve gelişmeler benim için. O yüzden tüm çalışmalarımı ciddi bir şekilde tekrar yayınlamayı hedeflemek artık amacım oldu. Nasıl olur? Nasıl olacak bilemiyorum. Yine de hayal kurmadan olmuyor bu işler. Hedef koymak önemli bu yüzden.

Evrene mesaj göndereyim, belki duyan olur sesimi, dediğim noktada karşıma sizler çıktınız. Belki ilk kasetini plak yapalım diyen bir Ada olur… Ey… Evren duy sesimi… 

Her şarkınız çok değerli ama Anadolu Pop / Folk Rock tarzında şarkılarınız arasında en çok bilinen eserleriniz nelerdir?  

İlk kasetimden 1985 tarihli “Madenci” adlı eserimle tanındım önce. Sevgili Esin AFŞAR tarafından yorumlanmıştı. Düzenlemesini Çağdaş Türkü’nün muhteşem basçısı olan Rahmetli Erkan Oban yapmıştı. Eserin ruhuna çok uygun bir düzenlemeydi. Tulumla başlıyordu. Anlatımdaki derinlik o, Zonguldak’ın kasvetli havası (grizudan dolayı) aynı zamanda Karadeniz’in etkileyen doğası hepsini yakalamıştı. Benim seslendirdiğim motifler daha genç ses, daha duygusal olarak tanımlanmıştı. Ben madencinin kızıydım; ama Esin Afşar madencinin eşiydi bu şarkımda. Sesteki Teatral yapı ve inandırıcılık çok etkindi. Belki az biraz da onca sahneye, konsere rağmen ancak kazanabildiğim bir tecrübe. Ses insan ömrü gibi, deneyimlerinizle olgunlaşıyor.

İkinci şarkımı da Aze olarak söyleyebilirim. 1988 bestesidir. Çok tanınan bir şarkım oldu. Anonim diye biliniyordu hatta. “Türkü Türü” diye adlandırıldı çoğu zaman. Biraz bunda grubun ve düzenlemelerin etkisi var. Ben türkü formunda düşünmedim bu şarkımı. Batı ama folk tarzı formlarını takibe alan bir müzisyenim. Benim kasetimde vokaller çok sesli ve renklidir. Aze hem yaşamış bir kadın kahramanın, aynı zamanda bir öykü kahramanının etkisiyle oluşmuş bir eserdir. Tüm güçlü kadınları temsil eder. Gerçeğe yakın bir duygu aktarımı olduğu için sevildi şarkılarım.

80’li yıllarda zor günlerde 19 yaşında, elinizde gitarınızla ilk albümümüzü yaptınız ve bugün hala yeni dinleyiciler tarafından müziğiniz ilgi görüyor. O yılları ve zorluklarını bizlerle paylaşır mısınız?

Çevre en büyük etken. Karadeniz’in bir kasabasında yaşıyordum.  Ahali aile tanıdık tanımadık konu komşular eşliğinde. Her daim elimde gitarım olduğu için ne yaptığımın anlaşılması konusunda çok zorluk çektim. Bir nevi yerel hippi gibi tanımlamalar bile yapılmıştı hakkımda. Doğal navigasyon teyzeler dönemleri, hatırlatayım: “el alem ne der?” Sosyal olgusal durum ve yaklaşımlar. Nedir böyle bir çevrenin içeriği? Ya evleneceksin iyi bir kısmet iyi bir koca adayı çıkınca, çeyiz falan ne olur ne olmaz evlenirsin hazırla durumları, günler ev gezmeleri ya da bir kurtuluşu seçeceksin okumak gibi. Kasabandan dışarı, şehre kaçabilmek umuduyla. Yaş 18. Arada kalmıştım. Bir yanım koşulan tarza uygun görünen çok mahalleli kültürün içinde hanım hanımcık genç bir kız, bir yanım dünya benim önümde eğilecek özgürüm ben, savrulun ataklarım. 

En çok zorluk kadın müzisyen olmaktır bu ülkenin coğrafyasında. “Kaset yapacağım” dediğimde kimse inanmadı. “Kaset yapacaklar bana” dediğimde çevrildi başlar. “Kasetim çıktı Ada Plak’tan” dediğimde az biraz ilgilendiler. Ben ne zaman ki konserler için Ereğli dışına gidip gelmeye başladım, yavaş yavaş gazete haberlerim çıkıyor falan. Gazete deyip geçmeyeyim Cumhuriyet’teyim, Hey Dergisi’ndeyim, Milliyet Sanat’tayım vs. ve birçok konsere gidiyorum sevgili Esin Afşar’la birlikte. En nihayetinde geç gelen okul mutluluğum konservatuvara giriyorum alaylı bir müzisyen olarak. Tüm bu zincirleme gelişmeler sahnede öğreniyorum daha çok kendim olmayı. İstanbul’a yerleşerek yirmili yaşlara geçiyorum. İstanbul bestesi doğuyor hemen. Aile birlikteliklerimizin bir anda değişimi ve bir sebeple göç kararı. Hepsi eserlerimdeki başlıklardır. Mihenk taşlarımdaki patika yollarımın buluşması beni besleyen kaynaklar. Şimdilerde geride bıraktığım fakat bambaşka deneyimleri yaşadığım on altı yılımla bütünleşen İstanbul geçmişim, müzikal yolculuğum, grup arkadaşlarım, konserlerimiz, resim sergilerim vs. hepsi bugünümün birikimleri. 80’li yıllardan 90’lı yılları böyle kucakladım. Kadın müzisyen olmanın getirdiği zorluklar hiç bitmedi. Femin bir grup hayalim Dost Yürek’le oluştu. 1994 yılında grubun adını koydum.

Birinci ve ikinci kasetinizde tek başınıza solo yer alırken 3. Albüm çalışmanızda grubunuzla yer aldınız? grup çalışmasını neden tercih ettiğinizi merak ettim?

Neden grup müziği? Aile… birlikte tek ses olabilme üretebilme mutluluğu, isteği diyebilirim. Ama en çok da “aile” olacak cevabım. Ben bir gruba ait olmayı çok seven bir kimlik değildim eskiden. Bu yüzden okul süreçlerim sıkıntılı geçmiştir ama durum müzik olduğunda birliktelik içinde çalmak, aynı ruhla müzik yapmak bambaşka. Çok güçlü hissediyorsunuz o zaman. Çok sesliliği seviyorum. Koro çalışmalarıyla geçen bir dönemim var. Ayrıca Akdeniz kimliğine çok yakın bir kişiyim. Kalabalığı, birlikte yemek yemeyi, birlikte üretmeyi, müzik yapmayı sevdiğim; çok iyi dost olduğum, çok değerli müzisyen, sanatçı arkadaşlarım var. Müziğimin tek bir duygudan, sadece benden beslenmesini düşünmüyorum. Birlikte müzik düşünmeyi, o eseri geliştirmeyi seviyorum. Bir de konserlerimiz, o hazırlık süreçlerimiz, en mutlu olduğumuz anlar mesela, şehirler arası gidilen konserler. Ekip arkadaşlarımla zaman içinde belli bir samimiyet oluştuğu zaman bağları olan bir aile olabiliyoruz.

Eserlerinizde hep hayattan ilham alan kentli bir ozan olarak tanımlıyorum sizi ve gerçekten sizi dinlerken Joan Baez aklıma geliyor, siz kendinizi ve müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Net başlıklar var şarkılarımda. Kadın, insan, doğa, çevre, şehir, göç ve aşk. Doğada kendiliğinden oluşan durumun duygu aktarımını yapıyorum. Hikâye anlatmak gibi öyküyle örülü anlatı şeklini seviyorum. Bir nevi sunum müzisyeni oluyorum sahnede. En etkili dokunuş sahneden seyircilere, dinleyicilere ulaşmak, kendiniz olabilmek, ozan olabilmek… Sanat anlayışımın, sanata “evet” gerekçemin başka bir boyutudur. Ozan olduğumu dile getiriyorum çünkü içimden ne geçiyorsa müzikle dile geliyor, bazen resimle dile geliyor bir akış içinde. Ne görüyorsam ne duyuyorsam ne işitiyorsam ne biliyorsam benden başkalarına, sizlere akıyor.

Eşsiz müziğiniz sadece albümlerle değil, birçok önemli konserlerle de adından söz ettiriyor, bizlere biraz konserlerinizden ve diğer önemli çalışmalarınızdan da bahseder misiniz? 

2001 yılından beri artık İzmir’de yaşıyorum. Hem çocuklarla olan okul çalışmalarım hem de Mavi Düşler adlı grubumuzla sahnede doğaçlama performansımızla yer aldığımız şarkılarımdan oluşan teatral müzikli gösteriler, sunduğumuz çalışmalara konserler, ayrıca solo dinletiler bünyesinde devam ediyorum. TRT İzmir Radyosu Çocuk Korosu’nda ve Polifonik Korolar Derneği İzmir Şubesi’nin çocuk korosunda çocuklar için yazdığım eserlerimi sunmak üzere müzik drama eğitmeni olarak yer alıyorum. Resim çalışmalarım var. Zaman buldukça resimle uğraşıyorum. Sergi hazırlıklarım oluyor. Okul öncesi okullarda müzik-drama branş dersi eğitmeni olarak çalışıyorum. Çocuklarla olan çalışmaları önemsiyorum.

Müzik yaşamınızda Esin Afşar ile de yolunuz bir dönem kesişti ve kendisi sizin Madenci isimli eserinizi seslendirdi. Sizin için nasıl bir deneyimdi? 

Esin Afşar ile ilk kez Ankara’da tanıştım. 1986 yılı Stüdyo Dede ve Erkan Oban, Esin Afşar’ın Ruhi Su’ya Türkü albümünü düzenliyordu. Esin Afşar’a Madenci şarkımı dinletmişler ve Stüdyo Dede’de buluştuk.  Benim çocukluğumdan beri takip ettiğim bir değer. Kasetlerimiz aynı tarihlerde çıktı Ada Plak’tan. İstanbul seyircisinin karşısına ile ilk defa onun sahnesinde yer alarak çıktım. 10 Aralık 1988. İTÜ Maçka Maden Fakültesi, beş yüz koltuğu olan bir konser salonu düşünün. Çok profesyonel bir kimliksiniz ve sahne tecrübesi olmamış genç bir müzisyene sahnenizde yer veriyorsunuz. Bu nasıl bir yücelik, özgüvenli büyük duruştur. Çok minnettarım. Bana güvenip o sahneye çıkardığı için Esin Afşar’a çok minnettarım. Sahne eğitimimde yeri çok önemli bir büyüğümdür. Bir çok konserler yaptık birlikte. Vefatına kadar irtibatımızı kesmedik. Birlikte şarkı söylerken, gitarımla sesimle vokal eşlik yaparken, sanatımla güçlü olabileceğimi ondan öğrendim.

35.sanat yılımı kutluyorum demiştiniz? Bu 35 yılı hangi şarkınızla dile getirirdiniz?

Ben gelsem şu meclise baki kalır bütün şarkılar 

Düşten öte yok kimse 

Gülün aşkı kâfi kılar.

Kim haklı, kim haksız dünyanın sorunu çok ki

Aklıma uymayan giysiden sıyrılmak için çırpındım ben 

Mutlak yolculuklardan öte kendi düşüme inandım ben 

Kendi rengime büründüm ben.

Söz ve müzik: Aysun Timurcan, 2005 İzmir.

Sanatın her evresinde bulunan çok değerli bir sanatçı olarak ülkemizdeki genç müzisyen ve grupları nasıl buluyorsunuz?

Takip konusunda etkin bir müzisyen değilim. Hatta kendi içselime takılmış, ilgisiz gibiyim. Dijital kaynaklar sayesinde farklı olan değerli çalışmalar kulağıma takılıyor. İnternete bakınca tüm kanallar adeta bir video müzik cenneti. Herkesin bir kanalı var. Amatör ve profesyonel ayrımı yok, birbirine karışıyor. Ben de bir Youtube kanalı açtım. Kasetler gündeme gelince yayınlamak şart oldu.

Genç müzisyen arkadaşlarımıza nasihat içerikli sözler söylemeye gerek yok. Kültürel erozyona uğradık. Usta çırak saygısı fazla kalmadı. Zaten belli bir duruşu olan müzisyenin çalışmaları bir şekilde insanlara ulaşıyor. Yani şöyle diyelim, her dönemin tarz anlayışı çarkların manevrasıyla birlikte değişiyor. Sanat gerçekte bir tutkudur. İnsanın ömrüne bedel bir tutku. Sanatçı kişi özdür, yalındır, sadedir. Genç müzisyen arkadaşlarıma ‘Samimi olabilmek’ en önemli ricalarımdan.

Geçmişten günümüze sanat yaşamınızı düşündüğümüzde, neler hissediyorsunuz?

Ben şimdi 53 yaşındayım. Sanki geçmiş hiç arkamda yokmuş gibi. Günümüzün değeriyle bakıyorum hayata. Daha yolum bitmedi, yolculuğum bitmedi. Biriktirdiklerimle belki bir nebze ölçebilirim sanat yaşamımı. Geniş Kitleler tarafından çok tanınmasam da sevilen birkaç şarkım, eserlerim var. Bazı insanların, dostların, arkadaşlarımın evinde, ellerinde bana ait olan eserler var. Resimler ya da objelerim var. Hatırası olduğum yaşanmışlıklarım var. İnanıyorum ki bu dünyada bir izim var. Bu izin olması içinde dünyaya gelmiş olmamın bir amacı var. Ne mutlu bana elimde Sanatım var.

Bizi kırmadığınız için size gerçekten minnettarız. Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

Bu söyleşi sırasında sanat geçmişimi düşünmek ve gençliğime yolculuk yapmak aslında çok iyi geldi. Umarım çok sıkıcı uzun bir söyleşi olmamıştır. En zor olan şuydu; hiç hatırlamak istemediklerimi düşündüm.  Bazen kişinin yüzü kendine aynadır. Görür de görmezden gelir. Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için. Umarım bir konserimde denk geliriz. Takma dişlerimi sudan çıkarıp sahneye geleceğim günlerin bile hayalini kuruyorum.

2021 yılının yaşadığımız tüm sıkıntıları bir akışta silmesini diliyorum. Sağlıklı ve esenlikler içinde, yeni bir yıl olsun hepimiz için, tüm insanlık için. 

Teşekkür ederim.

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up