menu Menü
Zaman ve İnsanoğlu
Belki de tarih boyunca insan çeşitliliğini hiç bu denli içinde taşımayan dünyanın bile zamana hayret ettiği vakitler. Dünyanın en kolay şeyi olan insan olabilmenin en zor olan şeyi haline geldiği zamanlar.
Habil Kılıç Deneme, Edebiyat
Kahverengi Bavul, Ev ve Uçmayı Sevmeyenler Geri Güvercinin Fesleğen Hecesi İleri

Dünyaya sadece nefes almaya gelmiş mahluklar gibi akıp giden kötülüğün içinde boğulmamak için kulaç atıyoruz. Bilsek ki insan olmanın manasını kim bilir ne hikmetlere vakıf olacağız. Bedene konulan ruhun manasına vakıf olabilsek dünya daha güzel yarınlara adım atabilir. Ama insanoğlu yine de fıtratına uygun davranıp şu zaman döngüsünde ayakta kalabilmek için her türlü yolu mübah görüyor. Bukalemunlar gibi yaşıyor şu hayatı. Bir günü bir gününü tutmuyor. Bakıyoruz şöyle etrafımıza maneviyattan uçan birinin sonraki gün süfliyat içinde yüzdüğünü görürüz. İnsanlara iyilik üzerine nasihat verenin kendisinin nasiplenmediğini görüyoruz.  Daha dün kahkahalardan gözleri yaşaran birinin bugün hüzünden gözlerinden gelen yaşları görürüz. Merhameti ile örnek olanın bir kediyi gelen bir topa vurur gibi vurduğuna şahit oluruz. Sevgiden havalara uçan bir insanın her türlü kötülüğü mübah görebilen, nefisten aşağı bir mahluka dönüştüğünü görürüz. Ağzı içki kokanın ‘ağzı süt kokan, helal süt emmiş olsun’ isteğinden ödün vermeyen manasız bir dünya. Dünü bugününü tutmayan, dünyanın uyum seline kapılıp giden bir mahlukattan öteye gidemeyen insanoğlu. Evladın anne babayı bilmediği, kardeşin kardeşi sildiği, dünya uğruna dost kazığının sırttan eksik olmadığı bir zaman. İçinde her türlü pisliği, kötülüğü taşıyan, tavuğuna kışt desen dünyayı altüst edecek insanların, vasıfsızlığından ödün vermeyenlerden aldığı güçle nasihatkar kesildiği bir dünya. Yarınını düşünmeyip ‘bugün karnım doysun da haram mı helal mi  farketmez’ söz salyalarını akıtan insanoğlu. Dünya menfeati için her yolu mübah gören yalakalık içinde yüzen mahlukattır insanoğlu. Kendi içindeki uyum zamanına uymayıp dışta görülen cezbedici zamana her türlü ayak uyduran insanoğlu. Bir kere olsun insanlığını sorgulamayan ‘Ben kimim? Ben neyim? Bu dünyaya gönderilme amacım nedir?’ diye düşünmeyen, verilen aklı bir kere bile düşünce için taşımayan mahlukatların insanlık vasfını taşıdığı zalim bir zamanın kafesindeyiz. Kendisi ile hayvanlar arasındaki farkı bilmeyecek insanların, insan olarak görüldüğü, eller üstünde taşındığı bir zaman. Kimsenin ‘ben bir insanım ve insana yakışan ne ise ona göre davranayım’ diye yola çıkmadığı sonsuz bir yolculuk. Herkesin bir şekilde benliğini kanıtlama peşine düştüğü ve her türlü rezilliği mübah gördüğü zaman çöpü içindeyiz. Dünyanın kirliliğini kendisinden bilmeyip cansız bir taşı bile suçlayacak manasız bir düşünce yapısına sahip insanoğlu. Bin yıl geçse de düşüncenin ve yeniliğin kör bıçakla bıçaklandığı tuhaf bir zaman. Doğruların mızraklandığı, yalanların ise bal gibi ekmeğe sürülüp yenildiği bir düzen. Kimsenin somunuzun ne olacağını değil de ne olursa olsun derdinden ödün vermediği tuhaf bir vakit. İnsanın, insan olarak görülmekten öte menfaat objesi görüldüğü zamanlar. Gözler önünde açlıktan ölen insanların çoğalıp, sokaktaki hayvanlarla donarak ölen insanların olduğu ama lüks bir yaşamda sahibiyle birlikte aldığı kilodan yürüyemeyen kedilerin olduğu tuhaf zaman döngüsü. Bir insana bir tabak yemek vermekten uzak olanların evlerinde her türlü hayvanı beslediği ve paralar saçtığı bir düzen. İnsan hayatının değeri daha aşağılarda olduğu, hayvanların ve diğer canlıların canı yokmuş gibi davranılan bir zaman. Sorgulanacak, önlem alınacak, düzeltilmesi için mücadele verilmesi gereken bir zamanın, ölü dirilerin zamanı kabullenip ip nereye çekilirse oraya gidildiği bir zaman. İnsanların doymak bilmeyen nefislerinin tatmini için her şeyin bir fiyatının biçildiği günler.  Utanılacak, yüzü kızarılacak şeylerin yapılınca tebrik alkışlarının havada uçuştuğu ve teşvik ıslıklarının kulakları sağır ettiği zamanlar. Robotlaşan bedenlerin şarjını elinde tutanların şalterlerini indirince yedek jeneratörle seni elektriğe veren, sahiplerinin peşinden koşan insanların sürekli çoğalıp bir türlü  tükenmeye yüz tutmadığı bir zaman. Koyun etini beğenmeyip koyun sürüsü halinde doğru yanlış demeden her sözün peşinden koşan çoban köpeklerinin çoğaldığı bir zaman. Zaman mı kötü, insanlar mı zamanı kötüleştirdi acaba diye düşünmeye fırsat vermeyen bir dünya. Ve o dünyaya kendini kaptırmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen insanoğlu. Dünya ekranına dalıp gidenlerin sığınak olarak nerde yanlış varsa oraya koştuğu bir zaman. Herkesin bir şeylerin ters gittiğini gördüğü ama kimsenin de kendini o terslikte görmediği bir zamanda yaşıyoruz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyip herkesin yılanın başını ezmeye uğraştığı tuhaf bir zaman. Yılanın başını ezmeye çalışırken göz göze gelince ‘aslında ben senin basını okşamaya geldim’ dediği dönekliğin yiğitçe sayıldığı bir zaman. Düşünce özgürlüğünden, düşüncenin darbelerle yok edildiği bir zaman. ‘Özgürlüğü size ben sağlıyorum’ diyenin özgürlüğün topuklarına sıktığı bir zaman. Mahremiyetin dahi yok olup hayasızlığın gelenek görenek olarak görüldüğü bir zamanda yaşıyoruz. Bir anlık nefes için her yolun mübah görüldüğü, kimsenin yarın toprak altında kendisine ayrılan odanın bahçesini düşünmediği, bu dünyada ki beden bahçesinin süsüne düşkün olduğu bir dünya. Kalp ülkesinin kaybolmaya yüz tuttuğu bir tarih. Geçmişin izinden ders almayıp geçmişin dahi günümüze uyarlanmaya çalışıldığı bir zaman. Herkesin kendi nefis gözünü doyurmaya çalışıp, beden karnı tok olduğu halde gözünü başkasının malından, mahremiyetinden ayırmadığı bir zaman. Zalimin mazlum görüldüğü, mazlumun zalimin tekerleğine sokulmuş çomak olarak görüldüğü bir devir. Paranın değerinin insanın değerinden kat kat yükseldiği bir zaman. Kendi nefsinin doymak bilmeyen yuvasının inşası için insanların ve hayvanların yuvalarını yıkan zalimce bir dünya. Kimsenin dönüp de  kendisine bakmadığı herkesin gözünün ellerde olduğu bir zaman. İnsana nefes olan ne varsa yok edildiği, nefessiz kalınca herkesin birbirini suçladığı, kimsenin kendisini ak kaşıktan öteye koymadığı bir zaman. Menfaati uğruna alimliğini satıp, beyinleri çamaşır suyuyla yıkayan kişinin el üstünde tutulduğu, gerçek alime yerin dibinde bile yer verilmeyen bir zaman. Gelenek görenek peşinde koşanların medeniyet ve çağdaşlaşma  müsveddesi adının altında ezildiği bir zaman. Namus kavramını gece görülen karabasan gibi görenlerin namus bekçiliği yaptığı tuhaf bir zaman. Herkesin ‘iyilik kazansın’ diye avaz avaz bağırıp, içinde ve dahi aşikar kötülük taşıdığı ve bunların alkışlandığı bir zaman. Ahlakı  bozmak için yarışa girenlerin birincilikle yarışı bitirdiği, gerçek manada ahlakı savunanların diskalifiye olduğu bir zaman yarışı. Örnek olabilecek insanların sansürlü hayat yaşadığı paranın kendisini adam sayma torpiliyle toplumun gözünün önüne serilen kişilerin değer gördüğü zamanlar. Kendisini hak savunucusu gösterip başkalarının hakkını dibine kadar sömüren bir dünya yaşamı. Peşindeki koyunlara her sözünü doğru olarak kabul ettirip, doğru söyleyenin ise onuncu köyde dahi barınmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Dostun yerin dibinde yeri varken düşmanın baş tacı olduğu zamanlar. Yol gösterici ne varsa yoldan saptırıldığı bir zaman. Her türlü iyimser düşüncenin kurşunu geçin bombalandığı bir zaman. Cinsel arzuları uğruna hayvandan aşağı olup ellerini ne kadar mahsum varsa onlara uzatanların elleri  öpülüp alına koyulduğu bir zaman. Hayatın çok basitleştiği ve insan avının zirveye ulaştığı zamanlar. Herkesin farklı bir yönelimde olup kimin kim olduğu belli olmayan bir zaman ve ölümüne onların ahlak bekçiliğini yapan bir dönem. Gençliğin hayallerinin peşini bırakıp kendini bir an önce bir şekilde düze çıkarma uğruna yaptığı hata uçurumuna doğru koştuğu dönemler. Komşu, komşunun külünü geçip muhtaçlığı daha farklı yönlere çevirdiği zamanlar. Zenginin servetine servet kattığı, fakiri görünce koşa koşa uzaklaştığı bir dünya. Fakirin ölümle arkadaş olduğu, bir ekmek uğruna canını bile paraya satacak hale gelme durumunu sorsanız her zenginin ah vah ettiği ama kimsenin de elini uzatmadığı bir zaman. Ailede olsun arkadaşlıkta olsun evlilikte olsun herkesin huzur ve mutluluk istediği ama kimsenin kaba etini kıpırdatmadığı bir zaman. Zamanın her halini bilip hiçbir zaman düzeltmeye kalkışılmadığı şikayete gelince de en önde saf tutanların olduğu bir zaman. İbadetin hor görüldüğü, dünyalık olan ne varsa yapılması için sonsuz kaynak sağlanan zamanlar. Herkesin inançlı olduğunu söylediği kimsenin de inancına göre davranmadığı zamanlar. Herkesin ‘kalbim temiz’ deyip bendeni ve ruhu kirli gezdiği bir zaman. Düşüncesi çirkin, yüzü güzel olanın; düşüncesi güzel, yüzü çirkin olandan daha çok değer gördüğü bir zaman. Menfaati kazanmak için ya da bir makam için dinlerin satılığa çıkarıldığı bir zaman. Köleliğin ve köle pazarlarının kaldırıldığı bir dünya, ve yine aynı dünyada, yeni nizamda köleliğin farklı isimler taşıdığı zamanlar. Yobazlığın gerçek yobazlardan estetik bir ameliyatla alındığı bir zaman. Kimsenin başarı basamağını kendi adımlarıyla yükselmeye yeltenmediği, herkesin torpil beşiğinde uyku moduna geçtiği zamanlar. İşinin ehli olanların işsiz kaldığı, işi bilmeyenlerin en yüksek makamlarda seksek oynadığı zamanlar. Bilim adamının, ilim adamının sözünün itibarını denize atıp parasıyla konuşanların denizden tonla sazan yakaladığı bir zaman. Koltuk sevdasına kapılıp kör olanların koltuktan akan balı yalamak için sağır olduğu bir dönem. Belki de tarih boyunca insan çeşitliliğini hiç bu denli içinde taşımayan dünyanın bile zamana hayret ettiği vakitler. Dünyanın en kolay şeyi olan insan olabilmenin en zor olan şeyi haline geldiği zamanlar. Ah bir düşünse geçmişi bir görse ‘dünyanın sahibi benim’  diyenlerin şimdilerde isminin bile kurtçukların ağzında olduğunu bir görse her şey düzelecek belki de. Ama düşüncenin bile akılda değil de bedende ve ceplerde gezdiği dönemlerdeyiz. Gerçek manada insan olabilmek umuduyla. Gerçi umutların kitap sayfaları arasında kalan güzel sözlerden öteye gitmediği dönemlerdeyiz…

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up