menu Menü

Onur Savaşı / Jagten

Bu durum Türkiye’de gerçekleşse küçük kızı zaten kimse dikkate almayacağı için Lucas hiç böyle sıkıntılar yaşamayacaktı elbette. Anaokulu müdürü küçük kızı susturacak, öğretmenin böyle bir şey yapmaz, diyecek, kızlarının adı kirlenmesin diye aile olayı örtbas edecek, mevzu da uzamayacaktı. Ama Danimarka ve diğer İskandinav ülkeleri taciz, insan hakları, eşitlik gibi konuları çoktan halledip eleğini duvara asan bir nevi Harikalar Diyarı.  Şimdi başka bir mercekten bakıyorlar. Bir çocuk hayal kurabilir, yetişkinlerin dünyasında gerçekle düşü karıştırabilir ve elbette yanlış şeyler söyleyebilir.

Yönetmen : Thomas Vinterberg Senarist : Tobias Lindholm, Thomas Vinterberg Oyuncular : Mads Mikkelsen, Annika Wedderkopp, Troels Thorsen Film, herkesin birbirini çocukluğundan beri tanıdığı sevimli bir Danimarka kasabasında geçiyor.  Anaokulu öğretmeni Lucas, arkadaşları ve öğrencileri tarafından çok sevilen, kibar, iyi niyetli, eğlenceli bir adam. Çocuklarla oynuyor, mahremiyetlerine dikkat ediyor, onları dinliyor ve seviyor. Öğrencilerinden Klara, aynı […]

Devamını oku


02:59 Kapıları

Saydığım yirmi dördüncü kuş da az evvel gözden kayboldu

Sanki o son mavi rafını yazamadan ​şarap olacak dünya​ .En az yedi dilde özür dilemeyi öğretmelerimle güneş ve ay sevdasınaKuşları, maviyi,hazanı ve geceyi kaç dilde sevdiğimi bilmiyorum.Göğün heyelanı gibi sırtımı saran saçlarımı,Beni terk eden saçlarımı bile affediyorum artık.Senin kalbinden gelen kokuların biriktiği kavanoz devriliyor;Pencereye en yakın koltuğa oturmuşken yüzüm ağrısıGözlerimde ellerinin atlasıÜstelik gecenin tam 02:59 […]

Devamını oku


Bu Matem Atik Olacak

neden tünel açıp bakıyorlar hala dünyaya?

ne yaptığımı ve ne söylemek istediğimiaşağı yukarı biliyorum bu yüzden genişlettim zarfı madem yabancı olandan korkma ve bu korkunun üstesinden gelmeye davet varbu matem, atik olacakbir şekilde hitap ettiğim kimselercinsiyet rolleri, dinamikler, özgürlük ve kölelik, savaş ve barış olacakdiyafram açıklığında seçilmiş atalar varmışyakınlıklar varmışdürtüler varmışgelecek kısmen geçmiş tarafından şekillendirilmişama onun tarafından belirlenmemiş ikinci resmi tekil siz bize ne yaptığınızı biliyor musunuz? […]

Devamını oku


Leke

Onu bir daha görmek istiyordum. Gülümsemesini uzun uzun seyretmek, dudaklarının rengini, kıvrımını ezberlemek, kedi gibi meraklı bakışlarının ardını görmek istiyordum. Bunun için aynı saatte evde olmam gerekiyordu. Oldum da. Bir bacağı aksayan sandalyemde sigara üstüne sigara yakıp onun gelmesini, cama vuran bir güneş ışığı gibi gözlerimi almasını bekledim.

Önce “Satılık” yazan kirli bez afiş kalktı. Sonra perdesiz pencereler; evi dolduran insanlara, iş paylaşımlarına, yenen yemeklere, kahkahalara, yorgunluklara sahne oldu. İzleyenler arasında ben de vardım. Göstermelik birkaç parça yeşilin etrafına kurulmuş beton yığının tam ortasındaydım. Sabah ve akşam güneşinden uzak, yirmi metre ilerimde duran diğer binanın canlı yüzüne bakan küçük evimde dolanıp duruyordum. Buzdolabı […]

Devamını oku


Bir Ay (Un Mois)

Hıdır Murat Doğan, Kanadalı şair, yazar ve programcı Jean-Philippe Payette'nin "Bir Ay" şiirini Fransızca'dan çevirdi. Bir terk edilişin ardından geçen bir ayı melankolik biçimde anlatan "Bir Ay" aynı zamanda ünlü Kanadalı oyuncu Karine Vanasse tarafından seslendirilmiş ve yönetmen Jean Malek tarafından 2007 yılında foto-film olarak yayınlanmıştır.

un mois ça fait un moisque je t’entends partir un mois que ton ombre s’agranditdans la caged’escalier que tu prends tes affairesque tu prends la porteque tu tournes au coin de la rue et que je te perds comme on lance un avion de papier au fondde la nuit un mois que t’as sacré le campen oubliant ici ton […]

Devamını oku


Dokuzu Geçen Saatler

Muhbet Hanım başına bunların geleceğini bilemezdi. Rüyasında görse, hayır olsun, deyip uyanıverirdi. Başucundaki su bardağının üzerindeki kolalanmış danteli telaşla çeker, alırdı. İçten içe, hep bu korkulu rüyalar için o bardağı orada tuttuğunu bilirdi. Her gece bir bardak su koyardı başucuna, sabahları onu gördüğünde içine bir nebze su serpilirdi sanki. Çünkü içilmemiş bir bardak su onun için her şey yolunda demekti. Onu bir sonraki gece için bekletmez, israf olmasın diye de Ferit’e verirdi. Ferit’le onun odasıydı burası. Her ne kadar uğursuzluk getirir, deseler de dinlememişti Muhbet Hanım, uğuru da uğursuzluğu da onlara kalsın, demişti. Hem cahil kadın değildi inanmazdı öyle şeylere, televizyondaki doktorların da yalan söyleyecek hali yoktu ya.

Muhbet Hanım başına bunların geleceğini bilemezdi. Rüyasında görse, hayır olsun, deyip uyanıverirdi. Başucundaki su bardağının üzerindeki kolalanmış danteli telaşla çeker, alırdı. İçten içe, hep bu korkulu rüyalar için o bardağı orada tuttuğunu bilirdi. Her gece bir bardak su koyardı başucuna, sabahları onu gördüğünde içine bir nebze su serpilirdi sanki. Çünkü içilmemiş bir bardak su onun […]

Devamını oku


Kimse Hayattan Sağ Kurtulamaz: Sarah Kane

Bir yazarın kaleminden mutlaka kendi kanı akar. Bütün yazıcılar aslında zaten öldükten sonra yazmaya başladılar. Çünkü bir dalgıca ilk dibe vuruşunda bir rehber gerekir. Bir anlatıcı en çok kendi yaralarını anlatır. Balıklara iyi bakın. Acılarının muadili yoktur.  Bir dalgıç bile anlayamaz karaya vuruşlarının soru işaretlerini. Bukowski’nin, Özlü’nün, Plath’ın, Marmara’nın kalem uçları fosil kokuyordu. Bir anlatıcının paralel yükümlülükleri vardır. Çoğunlukla iyi anlatıcılar, dibi tanıyan iyi dalgıçlardır. 

Her toprağın neyi taşıyacağını ve neyi reddeceğini düşünün.[Publius Vergilius Maro, M.Ö. 70 – M.Ö. 19] Bütün yüce dinlerin söylemidir bu: Dünya bir sınavdır ve insan mükâfatını ölümden sonra alır. Oysa yerküre üzerinde yaşamış veya yaşayacak hiç kimse bu sınava girerken herhangi bir tercihte bulunmamıştır ve bulunamayacaktır. Belki de Dünya, insanoğlu için bir çeşit cezadır, kim bilir. Her […]

Devamını oku


Kalecik Karası

Bağ bozumu vakti olarak bilinen eylülün gelmesiyle gün ince bir esintiyle başlar, öğleye doğru ise ağustosa sığmayıp yeni aya taşan güneş tomurcukları düşerdi ırmağa. Okulun da açıldığı bu yeni ayda, sabahçıların ders çıkışı öğlencilerin ise ders öncesi vaktine denk gelen, kızgın güneş ırmağın suyunu kaynatırdı.

Kalecik’in yakasında çağlayan Kızılırmak Yedi Gözlü Köprü’ye çarpa çarpa, kara üzüm bağlarının ortasından akıp gitmekteydi. Tepenin ağzından dökülen güneş, ırmağa dokunup bağlara düşünce Kalecik’in kara üzümü sulu, yeşil dalların kucağına doğuverirdi. Asma yapraklarının çehresinde beliren üzüm taneleri ekşiden tatlıya düğümler atar, bağ bozumunu çağırırdı. Pişmiş lüleci çamurunu kırıp yeryüzüne çıkan çocuklar ilk kez katılacakları bağ bozumunun heyecanını üzüm taneleri gibi […]

Devamını oku


Seyidxan Sevinç ve Bîr albümü üzerine: Tiklerim topluma karşı tavrıma dönüşüyor

Seyidxan Sevinç ile 2020 yılında çıkmış Bîr (Bellek/Kuyu) albümü üzerine konuştuk ve siz değerli okurlarımız için soru ve cevapları bir araya getirdik.  

Seyidxan Sevinç ile 2020 yılında çıkmış Bîr (Bellek/Kuyu) albümü üzerine konuştuk ve siz değerli okurlarımız için soru ve cevapları bir araya getirdik.  Sultan GÜLSÜN: Ezgilerinize kültürel ve çağdaş dokunuşların yansıdığını görüyoruz. Seslendirdiğiniz ezgileri aynı zamanda enstrümantal olarak destekliyorsunuz. Çok çeşitli müzik aletlerini duyabiliyoruz bu sayede.  Müziğe nasıl başladığınızı öğrenmek isteyen eminim ki birçok dinleyeniniz vardır. Bu […]

Devamını oku


Kabuğun Altındaki Anlatıcı: Aslı Erdoğan

Aslı Erdoğan, günümüzün sınır mefhumu olmayan yazarı. Kendi bedeninden çıktığı yolcuklarda kıta atlatan, acı zerk eden, halı altına itilen kişisel ve toplumsal çelişkileri ortaya döken bir anlatıcı. İlk kitabı Kabuk Adam, yaşanamayan bir aşk anlatısının ötesinde bir kadının erkin egemen olduğu toplum tarafından tanımlanmış kimliğinin aslını bulma, özgürleşme mücadelesinin anlatısı niteliğindedir.

Aslı Erdoğan, günümüzün sınır mefhumu olmayan yazarı. Kendi bedeninden çıktığı yolcuklarda kıta atlatan, acı zerk eden, halı altına itilen kişisel ve toplumsal çelişkileri ortaya döken bir anlatıcı. İlk kitabı Kabuk Adam, yaşanamayan bir aşk anlatısının ötesinde bir kadının erkin egemen olduğu toplum tarafından tanımlanmış kimliğinin aslını bulma, özgürleşme mücadelesinin anlatısı niteliğindedir. “Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, […]

Devamını oku



Önceki Sayfa Sonraki Sayfa

keyboard_arrow_up