menu Menü
Seyidxan Sevinç ve Bîr albümü üzerine: Tiklerim topluma karşı tavrıma dönüşüyor
Seyidxan Sevinç ile 2020 yılında çıkmış Bîr (Bellek/Kuyu) albümü üzerine konuştuk ve siz değerli okurlarımız için soru ve cevapları bir araya getirdik.  
Sultan Gülsün Kültür-Sanat, Müzik, Söyleşi
Kalecik Karası Geri Kabuğun Altındaki Anlatıcı: Aslı Erdoğan İleri

Seyidxan Sevinç ile 2020 yılında çıkmış Bîr (Bellek/Kuyu) albümü üzerine konuştuk ve siz değerli okurlarımız için soru ve cevapları bir araya getirdik. 

Sultan GÜLSÜN: Ezgilerinize kültürel ve çağdaş dokunuşların yansıdığını görüyoruz. Seslendirdiğiniz ezgileri aynı zamanda enstrümantal olarak destekliyorsunuz. Çok çeşitli müzik aletlerini duyabiliyoruz bu sayede.  Müziğe nasıl başladığınızı öğrenmek isteyen eminim ki birçok dinleyeniniz vardır. Bu süreci aktarmanız ile sorulara başlayalım isteriz.

Seyidxan SEVİNÇ: Geleneksel bir ailede dünyaya geldim, biraz da muhafazakârdır ailem. İlk olarak medrese eğitimi aldım. Medresede fıkıh eğitimi alıyorduk hem de Kürt Divan Edebiyatı şairlerinin kasidelerini okuyorduk. Feqiye Teyran, Ahmede Xani, Melaye Ciziri, Baba Tahire Üryan gibi büyük mutasavvıfların şiirlerini okuduğumuz gibi bir de yazardık. Böylelikle klasik Kürt edebiyatına ilgim başladı. Bir yandan da dervişleri görerek müziğe, ritme ilgi duydum. Zaten ben Tourette sendromluyum ve Tourette sendromlular doğuştan müziğe ve seslere karşı duyarlıdırlar. Doğuştan beri bir kıvılcım oluşmuştu aslında. Medresedeki eğitimim 4 yıl sürdü, sonrasında sadece okul yönlü eğitime devam ettim. Ailem her aile gibi önce okul sonra müzik ile ilgilenme sıralaması yapıyordu. Ben de ‘’Hayır ben müzik ile ilgilenmek istiyorum.’’ deyince ‘’Tamam istediğin gibi olsun.’’ dediler. Tabi o zamanlar bağlama mı gitar mı diye de sürekli düşünüyordum. Abimin de maddi katkısı oldu ilk gitarımı 17 yaşımda alırken. Ardından 1 ay kursa gittim. Sonra pratik yaparak ilerletmeye çalıştım, müzik serüvenim başlamış oldu. Müziği yapmakta kararlıydım ama nasıl bir müzik olmalıydı diye sorardım hep. Geleneksel müzik zaten yapılıyordu. Geleneksel müzik ne kadar iyi olursa olsun –ki olmalı da diye düşünüyordum- benim istediğim medrese yıllarından beri ilgi duyduğum Kürt Divan Edebiyatını blues esintileri, yer yer etno caz formlarıyla geleneksellikten çıkarabilmek, az deneneni belki de hiç yapılmayanı yapmak istiyordum.

S. G.: 2020 yılında Bîr (Bellek/Kuyu) adlı albüm çalışmasını dünyaya kazandırdınız. Albümde Kürtçe olarak sekiz ezgi yer alıyor. Bu albümün özel bir anısı var mı? ‘’Bîr’’ isminin hikâyesini sizden öğrenmek isteriz.

S. S. : Sanata ilgi duyan ve icra eden insanın hangi sanat alanında olursa olsun çalışmalarını taşımayı hedeflediği bir nokta vardır. Benim albüm hikâyem de buydu.  Kendi müziğimin kemiğini oluşturabilmeyi istiyordum albüm çalışması yaparak. Albümde bana ait 2 şarkı vardı hepsi de bana ait olabilirdi ama henüz müziğim tam oturmadığı ve ekonomik problemlerim olduğu için maalesef sıfırdan müzik icra edip onunla geçinebilmek özellikle Kürtçe müzik için çok zor. O yüzden diğer 6 eseri anonim olarak tercih ettim ve farklı tarzlarda denedim. Örneğin Şevka Barane adlı ezgiyi geleneksel İrlanda müziği formunda denedim, Mardin yöresindeki bir düğün parçasını rock formunda yaptım, Urfa yöresine ait bir eseri reggy formda, Botan ve Serhat yörelerine ait ezgilere de yine farklı formlarda yer verdim. Hafızayı oluşturdum. Albüme bakıldığında şu görülebiliyor: tamamı Kürt edebiyatı ve müziği motifleriyle, folkloru oluşturuyor. Bu yüzden hem kuyu hem bellek anlamına gelen Bîr ismini vermek istedim. Her iki anlamıyla da derinliği yansıtıyor. 

S. G.: Özgün yorumlarınız ve yer yer ezgilerde geçen uzun havalar dengbejlik kültürüyle günümüz arasında bağ kurmanızı sağlıyor. Bu anlamda günümüzde ezgilerin kültürel rolü üzerine neler söylemek istersiniz?

S. S. : Sosyal medyanın etkisiyle, ciddi sayıda dinleyici kitlesi, hafızada yer edinilmesi zor olan tarzları dinliyor. Özellikle genç kuşağımız tarafından dengbejlik kırsal kültür olarak biliniyor ve uzak duruluyor. Bu yüzden de kelime olarak duyulsa bile esas anlamıyla tanınmıyor. Yeni jenerasyonun bilmediği ve belki de 15-20 yıl sonra daha çok bihaber olunacak bir kavrama dönüşeceği için bunları genç arkadaşlarımıza, bizden sonraki nesillere aktarmayı önemli buluyorum.

S. G.: Baba Tahîre Ûryan, Elî Herîrî, Melaye Cizirî gibi değerli büyüklerimizin eserlerini ezgilerde yaşatıyorsunuz. Sizi hikâyesiyle en çok etkileyen ezgiden bahseder misiniz?

S. S. : Benim için bütün Kürt divan edebiyatı şairleri çok önemli ama Melayê Cizîrî’nin yeri ayrıdır. Ben de Siirtliyim yani Botî’yim bu yüzden Melayê ayrı bir aidiyet ilgisi duyuyorum.

Melayê Cizîrî’yi okurken dili o kadar ustaca kullanıyor ki sanki yazdıkları bu dünya disinda yaratılmış da sonradan dünyaya nakledilmiş gibi bir hisse kapılıyorum ve aidiyet hissediyorum. Bilirsiniz divan edebiyatında (klasik Kürt edebiyatında) ok ve yay benzetmelerine sıkça yer verilir. Melayê Cizîrî’nin kasidelerin okurken duygusal ve mistik manada Mela oku yaya yerleştirir, altıncı yedinci beyite varınca çoktan yaydan çıkmış da ruhunuzda saplanacağı yeri bulmuş gibi bir yoğunlukla anlatır.

S. G.: Pandemi dönemindeki kısıtlamalardan etkilenen insanların bir kısmı da müzik emekçileri oldu. Siz bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

S. S. : Bu konu herkesi çok derinden etkiledi. Örneğin benim yaklaşık on kentte konser programım vardı, altısı iptal oldu. Sıfırı gördüm, üretemiyor ve kazanç da elde edemiyorum. Zor bir süreç oldu hakikaten. 

S. G.: Kendinize üretim olarak yakın bulduğunuz müzik emekçileri kimlerdir? 

S. S.: Ben müziği Tourette Sendromuna karşı araç olarak geliştiriyorum. Toplumla, kültürel normlarla ve düzenle sorunlarım, kavgalarım vardı ve tavrım ezgimdi. Belki müzik dememeliyim benim yaptığım şey tavırdır. İçimden çıkmak isteyen şiddetli bir güç var ve kasılıp tiklere dönüşüyor bu sendrom ile. Enerji müziğe dökülüyor ve tavıra dönüşüyor. Bu açıdan bakınca yakın olarak birini bulamıyorum ama ilk olarak 1973’te Sovyetler Birliği’nde kurulmuş Kürt rock müzik grubu olan Koma Wetan’dan ve Ciwan Haco’dan etkilendiğimi söyleyebilirim. Farklı tarzları Kürt ezgileriyle tanıştırdılar ve soluk oldular. Benim için de idolüm olduklarını söylemeliyim ve de tabii esin kaynağıma dönüştüklerine de değinmeliyim. 

S. G.: Son olarak, bu çağda yaşamasaydınız hangi çağda yaşamak isterdiniz ve hangi çağın ezgilerine değer katardınız?

S. S.: Yüzyıllar öncesinde yaşasaydım bugünün gelenekseli dediğimiz tarzı belki daha farklı icra etmiş olurdum. Melaye Ciziri döneminde Cizre’de yaşamak isterdim özellikle de, kasideleri o dönemde seslendirmek güzel olurdu. 

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up