menu Menü
Onur Savaşı / Jagten
Bu durum Türkiye’de gerçekleşse küçük kızı zaten kimse dikkate almayacağı için Lucas hiç böyle sıkıntılar yaşamayacaktı elbette. Anaokulu müdürü küçük kızı susturacak, öğretmenin böyle bir şey yapmaz, diyecek, kızlarının adı kirlenmesin diye aile olayı örtbas edecek, mevzu da uzamayacaktı. Ama Danimarka ve diğer İskandinav ülkeleri taciz, insan hakları, eşitlik gibi konuları çoktan halledip eleğini duvara asan bir nevi Harikalar Diyarı.  Şimdi başka bir mercekten bakıyorlar. Bir çocuk hayal kurabilir, yetişkinlerin dünyasında gerçekle düşü karıştırabilir ve elbette yanlış şeyler söyleyebilir.
Burçe Bahadır Kültür-Sanat, Sinema
Turuncunuz Bol Olsun! Geri 02:59 Kapıları İleri

Yönetmen : Thomas Vinterberg

Senarist : Tobias Lindholm, Thomas Vinterberg

Oyuncular : Mads Mikkelsen, Annika Wedderkopp, Troels Thorsen

Film, herkesin birbirini çocukluğundan beri tanıdığı sevimli bir Danimarka kasabasında geçiyor.  Anaokulu öğretmeni Lucas, arkadaşları ve öğrencileri tarafından çok sevilen, kibar, iyi niyetli, eğlenceli bir adam. Çocuklarla oynuyor, mahremiyetlerine dikkat ediyor, onları dinliyor ve seviyor. Öğrencilerinden Klara, aynı zamanda en yakın arkadaşının kızı. Çizgilere basamayan, tikleri olan, anne ve babasının tartışmasından fazlaca etkilenen küçük kız, Lucas’a çok bağlı. Bir gün Lucas’ı dudağından öpüyor. Lucas, sadece anne ve babasını bu şekilde öpebileceğini küzük kıza anlatıyor. Klara bu duruma sinirleniyor ve anaokulu müdürüne Lucas’tan nefret ettiğini çünkü onun ( bir gece önce abisinden duyduğu gibi)  kocaman ve sert bir penisi olduğunu söylüyor. Anaokulu müdürü hemen bir psikiyatrist çağırıp velilere haber veriyor, Klara gerçekle yanlışı ayırt edemeyecek hâle geliyor, diğer bütün çocuklar da birbirleriyle ve aileleriyle konuşa konuşa aynı hikayeyi anlatmaya başlıyor. Söylediklerine göre; Lucas, onları evinin bodrumuna götürmüş ve penisini göstermiştir. Bu arada bodrumdaki koltuğun rengine kadar tarif ediyorlar. Lucas tutuklanıyor. Ne var ki Lucas’ın bir bodrumu olmadığı ortaya çıkıyor ve mahkemede suçsuzluğu ispat edilerek serbest bırakılıyor.

Ancak asıl hikaye bundan sonra başlıyor. İnsanların içine bir kere şüphe düştükten sonra neler yaşanabileceğini görüyoruz. Oğlu ve bir arkadaşı dışında bütün kasaba Lucas’a cephe alıyor. Klara, ben yalan söyledim, dediğinde bile ailesini inandıramıyor. Çocuğun korktuğu için fikir değiştirdiğini düşünüyorlar.

Yönetmen, Lucas’ın masumiyetinden bir an bile şüphe etmememiz için bütün sahneleri yoruma kapalı bir netlikte ele alıyor. Bol ödüllü bu filmin derdi saygın bir adamın hayatının bir anda nasıl yerle bir olabileceği ve güven duygusunun kırılganlığı hakkında. Bunu da öyle işliyor ki Lucas dayak yediğinde, marketten kovulduğunda, bütün kasaba tarafından dışlandığında seyirci de öfkelensin istiyor. 

 Lucas kasabayı terk etmiyor, kolaya kaçmıyor. Masumiyetini ispat etmeye çalışıyor. Ve asla Klara’ya karşı acımasız davranmıyor. Bu kadar iyi insana da bu yapılır mı, diye Avrupalı seyirci hop oturup hop kalkmıştır muhtemelen. Kilise sahnesinde Lucas artık içindeki öfkeyi tutamadığında Klara’nın babası arkadaşının masum olduğunu anlıyor. Bu sahneler bizim gibi tacizin, tecavüzün, adaletsizliğin orta yerinde yaşayan insanlar için bir miktar naif kalıyor tabii. Pek etkilenemiyoruz. Ne yalan söyleyeyim, Lucas’ın suçsuzluğunu açıkça gösteren sahnelere rağmen bütün film boyunca, bu adam bir iş çevirdi ama ne zaman ortaya çıkacak acaba, diye seyrettim. Bu da benim ayıbım olsun. 

Türkçeye Onur Savaşı diye çevrilmiş ancak filmin orijinal adı Jagten/ The Hunt. Lucas ve arkadaşları sık sık ava çıkıyor. Avlanmayı seven Lucas en nihayet bu kasabada hep av olarak kalacağını anlıyor. Filmin son sahnesi olmasa bu kadar etkili olur muydu bilmem. Gerçi Mads Mikkelsen oynuyor, her halükârda şahane bir film olurdu.

Bu durum Türkiye’de gerçekleşse küçük kızı zaten kimse dikkate almayacağı için Lucas hiç böyle sıkıntılar yaşamayacaktı elbette. Anaokulu müdürü küçük kızı susturacak, öğretmenin böyle bir şey yapmaz, diyecek, kızlarının adı kirlenmesin diye aile olayı örtbas edecek, mevzu da uzamayacaktı. Ama Danimarka ve diğer İskandinav ülkeleri taciz, insan hakları, eşitlik gibi konuları çoktan halledip eleğini duvara asan bir nevi Harikalar Diyarı.  Şimdi başka bir mercekten bakıyorlar. Bir çocuk hayal kurabilir, yetişkinlerin dünyasında gerçekle düşü karıştırabilir ve elbette yanlış şeyler söyleyebilir. Bu durumda nasıl davranmalı, adaleti hangi koşullarda sağlamalı diye düşünüyorlar. Bize uzak mevzular. Bir kadının ya da kız çocuğunun başına geleni anlatabilmesinin zor, inandırabilmesinin neredeyse imkansız olduğu bir coğrafyada Lucas’a empati duymakta zorlanıyoruz. Bu tarz filmleri seyrettiklerini pek sanmıyorum zaten ama ömür boyu nafakacılar ve  bir kereden bir şey olmazcılar’ın gökte ararken yerde bulacakları türde bir konu. Ne diyeyim, umarım televizyonlarda gösterilmez.

 Ama siz mutlaka seyredin. 

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up