menu Menü
Leyla ÖZYOL: Farklı gerçeklikler peşindeyim.
Geçtiğimiz yılın Eylül ayında okurla buluşan “Zehra, Zühre, Zeliha ve Suç” kitabının yazarı Leyla Özyol ile konuştuk.
Mizgin Bulut Edebiyat, Söyleşi
Kan Kardeşler Geri su değildim, kuyuyu kemirmeden gelişiyorum kilden İleri

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında okurla buluşan “Zehra, Zühre, Zeliha ve Suç” kitabının yazarı Leyla Özyol ile konuştuk. 

Mizgin Bulut: Zehra, Zeliha, Zühre ve Suç ilk kitabınız. Kitabın bir dosya bütünlüğüne ulaşması ve yayınevinden basıma kadar olan süreç nasıl ilerledi? Bize kitabınızın oluşum sürecinden bahseder misiniz? 

Leyla Özyol: Kitabın içindeki öyküleri 2009’dan beri yazıyorum. Son öykümü 2018’de tamamladıktan sonra benim açımdan artık kitap hazırdı. Yani aslında 9 yıllık bir çalışma. Her seneye bir, çok nadiren iki öykü düştü. 2018’de yayınevlerine dosyamı göndermeye başladım. 2019’da yayınevim Epona ile anlaşma imzaladım.  2020’nin Eylül ayında da pandemi koşullarına rağmen kitabım raflarda yerini aldı.  

M.B. : Kitabınız, 2021 Vedat Türkali Edebiyat Ödülleri kapsamında hazırlanan uzun listede ödüle aday gösterildi. Uzun listede kitabınızın anılması size nasıl hissettirdi? Edebiyat ödüllerinin, kitabı işaret etmesi ve yazara ya da şaire sağladığı motivasyon ile ilgili düşünceleriniz neler? 

L. Ö. : Çok kıymetli isimlerle aynı listede yer almak bile öyle gurur vericiydi ki inanın ödül almış kadar sevindim. Edebiyat ödüllerinde uzun ve kısa listelerin belirlenmesi yazar için çok önemli bir motivasyon kaynağı. Bence okuyucu için de güzel bir keşif listesi ortaya çıkmış oluyor. 

M.B. :  Borges, “Niçin yazıyorsunuz?” sorusuna, “Ben acil bir soruna, iç gerekliliğe cevap vermek için yazarım.” diyor. Bu bağlamda siz yazmayı nasıl tanımlarsınız? Niçin yazıyorsunuz?

L. Ö. : Yazmak benim için dönüştürmek demek; yaşadıklarımı, duyduklarımı, tanık olduklarımı dönüştürmek. Mesela olumsuz bir deneyim yaşadığımda “Olmadı bir öykü daha yazarım.” demişliğim çoktur. Benim içimde kalabalıklar çok fazla. O kalabalıklarla baş etme yolum yazmak. Dünyalarım, masalların içinde karakterlerle birlikte dönüşüyor. Kaybolarak kalabalıklarımın içinde dönüşebilme hâlini çok seviyorum. 

M.B. : Kitap, ismiyle başta üç farklı kadının hikâyesine ait bir okuma deneyimi sunacağını işaret etse de aslında kitabın tek kadının farklı zamanlarda, farklı mekânlarda değişim ve dönüşüm sürecini ele aldığını görüyoruz. Her yaşantıda ayrı birine dönüşen bu kadında, Zehra,  Zühre ve Zeliha’yı aynı ya da farklı yapan şey nedir? 

L. Ö. : Yaşadıklarının sonuçları diyebilirim. Yaşadıkları her deneyimle birlikte bu kadınlar evriliyor, değişiyor, farklılaşıyor ve aslında büyüyorlar. Aynı kalan bir tek şey var; içinde bulundukları deneyimlerde, tüm yüz üstü yere çakılmalarına rağmen, sevdikleri kişiyle neye mâl olursa olsun kalma arzuları.  

M.B. : Ağırlıklı olarak ilk üç öyküde daha belirgin olsa da genel anlamda kitabın içinde sıkça seslerle ilgili tanımlara rastlıyoruz. Yazmaya başlamadan önce çeşit çeşit kayıt biçiminden söz etmek mümkün. Siz öyküleri zihninizde kurgularken daha çok hangi olgu ve duyulardan faydalanırsınız? 

L. Ö. : Haklısınız çünkü ben işitme ve dokunma duyularından çok yararlanıyorum. Bir fısıltı, suyun çıkarttığı ses, bir kitabın yere düşerken çıkarttığı gürültü, kapının gıcırdaması, damlaların, hatta kuşların kanatlarının sesi. Bunları art arda sıraladığımda bile gözlerinizi bir an kapatsanız kendinizi bir rüyadaymış gibi hissedebilirsiniz. Benim dünyalarım masal, rüya, kâbus arasında gidip gelir. Suya metrelerce yükseklikten çakıldığınızda kemikleriniz kırılır ama deniz kenarındayken ona dokunduğunuzda müthiş bir rahatlama hissi ile dolarsınız. Tüm bunları imgelemek ve yaşadıklarımla paralellikler kurmak benim için epey önemli bir serüven. 

M.B. :  İlk bakışta, öykülerinizde şiirsel bir anlatım göze çarpıyor ancak bütünüyle buna yaslandığını da söyleyemeyiz. Hem bu şiirsel anlatım hem de şiirsel imge ile yeni bir gerçeklik kurulduğunu görüyoruz. Dilde imge kullanımı ve gerekliliği ile ilgili düşünceleriniz neler? Sizin yazınsal dilinizde imgenin yeri nedir? 

L. Ö. : Çok teşekkürler çünkü bu yorum benim için gerçekten önemli. Ben farklı gerçeklikler peşindeyim yazdıklarımda. Dolayısıyla gerçek dünyada olanı kurmacaya dönüştürme sürecimde imgelerin önemi büyük. İmge kullanımının dile özgünlük kazandırdığını da düşünüyorum. Bana gelen geri bildirimlerde daha ilk kitap olduğu için hiç beklemememe rağmen kitabın diline övgüler aldım. Bunda sizin beni çok mutlu eden tanımlamanızla “şiirsel imge” kullanımının katkısı olduğunu düşünüyorum. Ancak elbette daha uzun ve emek isteyen bir yolum olduğunun farkındayım.

M.B. :  Sinema üzerine dersler verdiğinizi ve bu alanda çeşitli kültürel çalışmalar yürüttüğünüzü biliyoruz. Bu alandaki çalışmalarınızın sizin yazma serüveninizde olumlu ya olumsuz diyebileceğiniz etkileri neler? Farklı disiplinler içeren alanların ve sanat dallarının yazınsal sürece etkileri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

L. Ö. : Önce dezavantajını hemen söyleyeyim. Benim lisans branşım senaryo üzerine; dolayısıyla dili biraz kısa film öyküsüne kayıyordu yazdıklarımın. Edebi dili yakalayamamaktan çok korkuyordum ve metinlerimin üzerine bu anlamda epey uğraştım. Avantajı ise özellikle öykü alanında sinema hele de senaryo kökenliyseniz bu kurgu becerinizi besleyen bir durum. Akademide yazdığım metinlerin ise edebiyatla ilgisi yok, akademik dil bambaşka bir şey. Ancak yazınsal sürecin içinde olmak da yine sizi sürekli besleyen bir deneyim. Bu süreçte aklım bir kelimeden bile çok farklı kurmacalara gidebiliyor. Mesleğim gereği sürekli araştırma yapıyorum. Örneğin bazen masallarla ilgili bir araştırmam oluyor, bazen Bali’deki horoz dövüşleri ile ilgili. Bu aralar gözyaşının tarihi üzerine çalışıyorum mesela.  Özellikle etnografik çalışmalarda hikâyelere tanık oluyorsunuz. Dolayısıyla tüm bunların önemli katkıları oluyor bana. 

M. B: Son olarak, öykü dışında yazmayı düşündüğünüz ya da yazdığınız başka bir tür var mı? Yoksa olmasını ister miydiniz? Hangi tür olurdu? 

L. Ö. : Şiir yazabilmeyi çok isterdim ancak yazmayacağım. Yetenekli bulmuyorum kendimi bu alanda. Şiir yazmak, dörtlükleri uydurdum oldu, değil asla. Çok kıymetli, çok özeldir şairler. Öykü yazıyorum ama daha çok roman okuyan biriyim. Bir de kitap için kıymet verdiğim bazı isimlerden roman gelmeli mutlaka diyenler oldu. Ne zaman olur bilmiyorum ama öyküden başka bir tür yazmayı denersem bir gün sanırım bu roman olacaktır. 

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up