menu Menü
Kırmızılı Kadın
Şiddetli bir rüzgâr esti. Sanki düşüncelerimi bulutlara katıp uzaklara götürmek istiyordu. Saçlarım önüme düştü, duraksadım. Önüme düşen saçları geriye attım ve dizlerimde biten kırmızı kabanıma sıkı sıkı sarıldım.
Mehmet Alper Gök Edebiyat, Öykü
Milyon Taşı Geri Ben, Herkeslerden Lütfen İleri

Kaldırımı adımlarken aklımdan evim geçiyordu. Sıcacık yatağım ve fokurdayan çaydanlığım gözümün önünden ayrılmıyordu. Çıkmadan önce eve dolan güneş ışığına güvenmiş, hava durumunu kontrol etmeden kendimi dışarı atmıştım. Ne büyük hata! Daha caddeye yeni varmıştım ki bulutlar gökte yer edinmeye başlamıştı. Biriken bulutlar birkaç dakika içinde devasa bir çarşafa dönüşerek güneşin önünü kapatmışlar, caddeyi gri ve cansız bırakmışlardı.Gittikçe sertleşen rüzgâr kemiklerime işlemekle kalmıyor,hareketlerimi de kısıtlıyordu. Eve dönmek için durağa yürüyordum. Rüzgâr zaman zaman hafifliyor ancak birkaç dakika sonra geri dönüp sonu yokmuş gibi görünen bulutları oradan oraya taşımaya devam ediyordu.

Başımı omuzlarımın arasına gömmüş, bakışlarımı yere sabitlemiş yürürken; karşıdan birinin hızlı adımlarla geldiğini fark ettim. Ben daha çekilmeye fırsat bulamadan omzuma çarptı ve hızını kesmeden yürümeye devam etti. O sırada önüme bir cüzdan düştü. Eğilip cüzdanı aldım; suni deriden yapılma, tek cepli ve kullanışsızdı. Arkama dönüp cüzdanın sahibi olduğunu düşündüğüm o kırmızılı kadına baktım. Kalabalığı yararak hızla ilerliyordu. Kısa boyluydu. Dizlerinde biten kırmızı bir kaban giyiyor, kabarık kızıl saçları omuzlarına düşüyordu. Dişlerimi birbirine çarpan dehşet verici soğuk sanki kadını etkilemiyordu.

Durağın, caddenin diğer ucunda kalmasına aldırmadan Kırmızılı Kadın’ın peşine takıldım. Benden hızlıydı ama rüzgârı arkama almıştım. Bu bana az da olsa hız kazandırıyordu. Kalabalık, Kırmızılı Kadın’ı biraz daha oyalarsa ona yetişebilirdim. Kadın’a cüzdanını verir, teşekkürünü alır, asıl yoluma dönüp durağa varır ve rahatsız ancak sıcak otobüs koltuğunda birkaç dakika kestirebilirdim.

Birbirlerine yakın durup soğuktan daha az etkilenmeye çalıştıklarını düşündüğüm bir grup arkadaş, omuzlarını birleştirmiş yürürken Kadın’ın karşısına çıktılar. Kadın yol vermediklerini fark edince bunu fırsat bilip seslendim:- Hanımefendi! Hanımefendi cüzdanınız… Cüzdanınızı düşürdünüz!”

Ancak Kırmızılı Kadın beni duymadı. Tekrar seslendim, bir yandan da havada cüzdanı sallıyordum. Rüzgârın uğultusuna karışmadığını umduğum sesimi duyup da geriye dönerse beni kalabalığın arasından çok rahat seçebilirdi. Ama dönmedi. O arkadaş grubunun etrafından dolanıp insan selinin içine daldı. Ben de peşinden kalabalığın arasına karıştım. Gözden kaybolmasından korkuyordum. Soğuk yüzünden cüzdanı tutmakta zorlanan parmaklarımı sıktım ve bir kez daha seslendim:- Bekleyin! Hanımefendi cüzdanınız bende!

Sesim kadına ulaşmadı ancak etraftakiler bir anlığa başını kaldırıp bir bana bir de seslendiğim yöne baktılar. Kadınsa ritmini bozmadan hızlı adımlarla yürümeye devam ediyordu. Belli ki beni duymuyordu.

Rüzgâr yavaşlamıştı, aradaki farkı korumak için adımlarımı hızlandırdım. Ancak ben hızlandıkça Kadın da hızlanıyordu. Bir süre koşar adım caddede ilerledik, arada bir sesleniyordum ancak Kadın’ın dikkatini çekemiyordum. Pes etmeyi düşündüm. Ama o sırada arkamdan şiddetli bir rüzgâr esti. Kadın’ın saçları önüne düştü, onları düzeltmek için duraksadı. Ben de durdum. Önüne düşen saçlarını geriye attı ve dizlerinde biten kırmızı kabanına sıkı sıkı sarıldı.

Son bir gayretle cüzdanı cebimden çıkarıp tekrar seslenmek üzereydim ki sol omzumla, yanlışlıkla birine çarptım. Suni deriden yapılma, tek cepli kullanışsız cüzdanı çarptığım kişinin önüne düştü. Ama yürümeye devam ettim. Artık cüzdanı da soğuğu da umursamıyordum. Ellerimi serbest bırakıp kalabalığı yararak ters yönde ilerlemeye devam ettim. İlerliyordum ilerlemesine ama nafile, peşinden onca yol geldiğim hedefimi kaybetmiştim. Benimle ters yönde yürümekte olan kalabalık dışında bir şey göremedim.

Kalabalık artıyordu, önümde biriken insanlar yavaşlamama sebep oluyordu. Gerektiğinde yol vermelerini rica ediyor ya da yönümü değiştirerek yürümeye devam ediyordum. Sanki ara ara arkamdan, biri bana sesleniyordu. Rüzgârın uğultusuna karıştığından emin olamıyor, ne denildiğini anlayamıyordum. Hiçbir seslenişte arkama bakmadım, duymazdan geldim. Çünkü dönüp bakarsam tekrar cüzdanla karşılaşabilirdim. Büyük ihtimalle seslenen kişi cüzdanı bana geri verir ve bir teşekkür beklerdi. Peki, sahibini kaybettiğim bir cüzdanın bana geri verilmesinin teşekkür edilecek bir tarafı var mıydı? İçinde bulunduğum kalabalıktan önce vicdanımın önünde küçük düşecektim. Hayır, ben o cüzdanı umursamıyor değildim. Ben o cüzdanı tekrar bulmaktan endişe ediyordum.

Şiddetli bir rüzgâr esti. Sanki düşüncelerimi bulutlara katıp uzaklara götürmek istiyordu. Saçlarım önüme düştü, duraksadım. Önüme düşen saçlarımı geriye attım ve dizlerimde biten kırmızı kabanıma sıkı sıkı sarıldım.

O son rüzgâr dinmek bilmedi.

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up