menu Menü
Tarihi Kırıntılar Üzerine Bir İnceleme
Barış Bıçakçı edebiyatını iki temel damar üzerinden değerlendirebiliriz. İlki Baharda Yine Geliriz, Aramızdaki En Kısa Mesafe kitaplarında görülen, Vüs’At O Bener gibi öykücülerden izler taşıdığı, basitin en dirimsel haliyle anlatıldığı, imgeleri sözcüklere şırıngadan damlatır gibi özenle seçtiği anlatı biçimidir. 
Eser Kuru Edebiyat, İnceleme
Üç Kirpikli Şiir Henüz Değiştirilmemiş Bir Başlığa Geri keten bir mendile sarılmış o çok derin gölge ve barınamayanlar İleri

“Şimdiki zamanda hep bir şeyler eksik kalıyor. Yaşantılar, duygular eksiksiz olmuşsa geçmişte olmuştur gelecekte eksiksiz olsun diye hayal kurarız ümit ederiz. Şimdiki zaman eksikliğin zamanıdır.”

Tarihi Kırıntılar Sf. 142

Bir Mayıs öğleden sonrası Ankara’ da ve tüm şehirlerde eksik olanı ararken, romanın ana karakteri Can’ın, belki de anlatıcının, zihninden geçenleri böyle okuyoruz Tarihi Kırıntılar’ da. Romanın, yazarın külliyatı içerisinde kendisi için ayrı bir öneme sahip olduğunu anlıyoruz. Zira şiirle ilişkisini içkin ama görece mesafeli kuran yazar, romanında odaklanma ve dil perspektifini şairaneliğin itkisiyle bir ön kabul olarak okura sunuyor.

Barış Bıçakçı edebiyatını iki temel damar üzerinden değerlendirebiliriz. İlki Baharda Yine Geliriz, Aramızdaki En Kısa Mesafe kitaplarında görülen, Vüs’At O Bener gibi öykücülerden izler taşıdığı, basitin en dirimsel haliyle anlatıldığı, imgeleri sözcüklere şırıngadan damlatır gibi özenle seçtiği anlatı biçimidir. İkinci artere ise,  Tarihi Kırıntılar ’da Ali’nin Can’a aktarımı üzerinden bakabiliriz;

“Ali, Can’ın yazılarında bir süredir bir yapaylık hissettiğini söyledi. İki arkadaş yine her fırsatta görüşüyor, okul günlerinde olduğu gibi uzun uzun konuşuyorlardı. “Anlamıyorum!” dedi Ali. “Gitgide daha sade yazman gerekirken, daha karmaşık, daha süslü yazıyorsun. Ne söylediğin anlaşılmıyor. Sanki bütün yazılara bir biçimde kendi dertlerini iliştirmek istiyorsun, belli olmasın diye de ortalığı velveleye veriyorsun.” 

Tarihi Kırıntılar Sf. 173

Bu metinleri nasıl tarif edebiliriz; Yazarın, anlatının bütün biçimlerini aynı potada erittiği, şiirin metaforlarının bağlantılara eklemlendiği, söylem sanatlarının birbirine geçtiği, dilin başlı başına bir öze dönüştüğü kurmacalar. Veciz Sözler, Seyrek Yağmur ve en son romanı Tarihi Kırıntılar’ da, eklemlenmiş aforizma hissi veren ama bu yapaylığı söylemin gerçekliği ile bertaraf etmeye çalıştığı anlatılar.  Bıçakçı’nın Kurbağalara İnanıyorum söyleşi metninde de kendisine dair aktardığı üzere, güzel cümleler arayışının etrafında öbeklenen paragraf ve metinler.

Yazarın ikinci tür yazdığı metinlerin tümünde kurmaca karakterlerince ya da anlatıcı tarafından bizzat kritize edilen bir tarzdan söz edebiliriz. Veciz sözleri ironikçe irdelemek için bizatihi ironizmin sularında yüzmek, şiirsel anlatımın donelerini, konusu şiir olan romanın içine ustaca yedirmek, bir yazarın yayınevine gönderdiği romanda edebiyatın oyunlarından ziyadesiyle yararlanmak gibi. (Veciz Sözler, Tarihi Kırıntılar, Sinek Isırıklarının Müellifi)

Tam bu noktada yazarın son öykü kitabı Doğum Lekesi Gibi Bir Gülümseme üzerine şu söylenebilir. Görece yalın ve öykünün çember kurgusunu başarıyla tamamlamış metinlerle karşı karşıyayız. Yukarıda bahsedilen her iki tarza da aitmiş hissi yaratan kurmacalar.

Tarihi Kırıntılar, başkarakter Can Aladağ’ın, ablası Meral’in bir şairle ortadan kayboluşunun ardından ablasının ve şiirin içine sürüklenmesine dair bir anlatı. Bu sürüklenmede anne ve babası da silik de olsa Can’ a eşlik ediyor. Meral’in bir şairle kaçışının ailede yarattığı travmatik durum, aile bireylerinin tümünü şiirle aidiyetlendiriyor, Meral’ i şiir yardımıyla bulacak yolları arıyorlar. Ancak bu arayışlardan en uzun ve takıntılı olanı Can’a ait. Yirmi yıl olmasına karşın anne babasının aksine o, ablasını aramaktan vazgeçmiyor. Şairlerle röportajlar yapıyor, onlardan anlatılar dinliyor, anonimleştirdiği hikâyelerini bir kitapta topluyor. Tümevarımla bir şair portresine ulaşmaya çalışıyor. Romanın sonunda kendi poetikasına ve şiirine okuyucuyu da ulaştırma çabası içinde. 

Tarihi Kırıntılar, belirli bir düzen içinde dört farklı kesitte akışı kuruyor. İlk hat, 92 yılından itibaren, ana örgüye dâhil abla Meral’ in kayboluşundan başlayıp çizgisel bir biçimde 2006 yılına dek geliyor. İlk hat aynı zamanda geçmiş zamanın yakıcılığı ve öğrenme merasiminin büyük yer kapladığı merak öğesinin zirve yaptığı kesit.  İkinci hat, Can’ın mevcut hayatının geçmiş ve gelecekle ilintilendiği ve şair portre ve poetikasına ulaşmaya çalıştığı ana hat. Anlatı sanatının ustaca kurgulandığı üçüncü hatta, şairlerinin hayatlarının kurmacaya adapte edildiği bölüm mevcut. Son kesitte ise,  şairlerin şiire dair poetikaları vücut buluyor.

Dördüncü bölüm, tıpkı “Baharda Yine Geliriz” metnine eklemlenmiş “Şehir Rehberi” bölümü gibi. Fakat eklektik bir bütünlükten ziyade, yazarın şiir ve manzume üzerine birkaç kelam etmesinden ibaret. Bir şiir üzerine deneme ya da şiir üzerine post modern kurgu metni olsa oldukça başarılı olacak sözcük öbekleri, bir romanın içinde anlatıcının öznel tercihleri olmaktan öteye gidemiyor.

Yukarıda üçüncü bölüm olarak konu edilen, şairlerin hayatlarının kurmaca olarak sunulduğu öyküler, yazarın en kayda değer ve özgün yaratımı olarak göze çarpıyor. Bıçakçı edebiyatında, edebiyatla kurmaca arasındaki ilişkiyi irdelerken, anlatıcının ve olay örgüsünün girift var olma biçimleri, sinematografi, yazının sesi ve aktarım metaforları, okuyucuya iletilmekten öte işlevsellik görevi görüyor. Bu işlevsellik; post kurmaca olarak düşünüldüğünde ve bir ön kabul ile yazarın tüm anlatı sanatlarını ve Tanrı anlatıcıyı şahitlikten öte yeni bir karaktere dönüştürmesiyle algılandığında kabul görüyor. Ancak bir roman kurmacası içerisinde öykülemekten ziyade anlatılmakla vücut buluyor. Yan yana özenle ve melodik bir biçimde getirilmiş sözcük öbekleri ise senfonik bir eserin, eser miktarda nüveleri olarak zihinde yer ediyor.

Sonuç olarak, Tarihi Kırıntılar, şairlerin hayatlarına dair antolojik, parçalı, on iki öyküden oluşan bir anlatı metni olsa, Bıçakçının melodik ve harmonik öykü diskografisinde önemli bir köşe taşı işlevi görürdü. Bu haliyle son dönem romanlarının sıralı bir devam kitabı olarak tarihte yerini almakla yetiniyor. 

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up