menu Menü
Bengi Ölüş
Yerin damar damar fokurdayan isyanına
Dolunay Kadir Yörden Edebiyat, Şiir
Bâki Geri Bir Kutu Süt İleri

Ya yaşasaydı ölüm
Deniz kabuğunun altında 
Kendini unutturan taşlar gibi
Saydam, kaygan, keşifsiz
İstemedikçe bulunamayan
Işık hızında bir yanılgı
Çözülürken çözen
Simbiyotik bir ilişki
Kavramlara takılma
Sekteye uğratmaz, beynin kadar dilini
Kalu Bela’dan beri beklediğin ağacın altından
Geçecektir mutlaka
Kanını emeceğin bir hayvan
Sabır hangi zırhı delmemiş ki
Sen ki gözünü kırpmadan beklersin
Kumların arasından sözlerinin belirmesini 
Kum kaç taneydi, tane taneydi gezegen
Eşitlenirdi kumlar ile evren
Yıldızı tek tek sayabilirsen
Son kum tanesi düşerken elinden
Çözülürsün onunla, dökülürsün yeniden
Bir taş kaç kere sekerdi gökyüzünde?
Hiçbirimiz mi değmezdik gölgemize?
Sonra yine halüsinasyonlar
Duvardan yürütülen gemiler
Cadının kafası, namaz kılan evliya
Mağaranın şeffaf duvarlarında
Saklı bir kıyamet alameti
Duvarlara çizilmiş ilk resmi hatırla
Kaçıyorken kendimizden
Gölgemiz kara bir leke
O da kaçıyordu bizden
Sırtından vuruldu
Platon’un kalemiylen
Ya yaşasaydı ölüm 
Görmeseydi kimse,
Gözbebeğinde  kefene sarılmış seni
Bilinmeyen şehvetli bir güzelliğin 
Tam orta yerine, gümbür gümbür 
Haykırarak gömebilseydin kendini
Hangi çukurda olduğunu kim bilebilirdi?
Aşkınsal söylevler hakimken dünyaya
Yerin kaç kat altında bekliyorken kendini
İçkin ve keskin nefesini kim hissederdi.
Var olmanın kaldırma kuvveti
Arşimet ile Sartre’ın gecikmiş randevusu
Déjà vu gibi değil mi?
Ya yaşasaydı ölüm
Gözyaşı ile sulanmamış diye düşlerimiz
Toprak reddeder miydi fikirlerimizi?
Bilirim, bilirsin, bilirler
Yerin damar damar fokurdayan isyanına
Yıldırım düşmez
İsyan yıldırımı kendi bağrında üretir
Düşeriz rahmine yani boşluğa
Kalabalıklara karışırsın sonra
Boşalırsın çokluklara
Sonra bir soru takılır aklına
İnsanın içinde olmak için, sevişmeli mi?
İçince de hisseder bazen dersin 
Sonra aklına takılan sorular koparır fikrini bedeninden
Aklının bedeninden ayrıldığını inkâr edersin
Senin için kurulan masayı devirip
Masayı kuranı yakarsın  mum ışığında
Yandığını anladı mı masanın sahibi?
Bu düşünce ile kundaklanırken aşk
Alev ile dumanın rengini
Birbirinden ayırt edemezsin
Renk körlerinin hep islidir gözleri
Dilinle  tutuşturduğun sigara
Delilleri karartılmış bir anafor
Ne kadar benzin yakardı ki bu gezegen
Bu soruyu kuşkularına sor
Ya yaşasaydı ölüm 
Bir çocuk gibi düşseydi kucağına
Otopsi raporunu yazsaydı kâbus
Ne kadar tarafsız olabilirdi ki
Tabancasına madalya takılmış polis
Bağırsam benimle kaçar mısın?

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up