menu Menü
Bâki
Öğrendikçe girdiği girdapta yetinemeyen fotoğrafçı evinin adresini alıyor Bâki’nin. Karşısına çıkıp ne soracağını bilemese de çat kapı girmek istiyor yaşlı adamın yalnızlığına.
Yusuf Uzun Edebiyat, Öykü
Salla Geri Bengi Ölüş İleri

İnsanlıktan nasibini almamış yerlere göç edip sakinliğin koynunda huzura kavuşma isteği ile tükenirken bazı hayatlar;yeşilin ya da mavinin hasretinde, kaygının ayakları altında paspas olabiliyor kimi zaman. Ki farkına bile varılamıyor. Biçilen kaftanlarda kader; bazen bir anne gibi acıyı sevmeyen çocuğun yemeğine biber karıştırıyor sırf tadını versin diye. Göz her seferinde seçemiyor biberi ve ayıklanmayan acılarkarışabiliyor hayata. Yüzyıllık bir ağaç gibi dursa da insan; köklerini toprağa verip, kuruyan dallarından bir baston yapıp sırtında geçim kaygısıyla rüzgâra karşı yürümek zorunda kalabiliyor. Ağaçlar çürüyüp gidene kadar, kesilip biçilene kadar bu rüzgârda savruluyor ve rüzgâr sırasını bekleyen insanlar için hep aynı sertlikte esiyor. 

Kabahatsiz özürlerin biriktiği kentin kıyısında ise fotoğrafmakinasının kadrajına yaşlı bir adam takılıyor; ismi Bâki, emekli bir tavşan niyetçisi. Dünde kalmışların eksikliği kırışıklıkları arasına gizlenmiş ve bir tavşan var önünde, olan bitenden habersiz kapamış gözlerini. Gün, bitimine yakın rızkın kapılarını kapatmış ancak adam kalkamıyor tabureden.Makina arkasındaki gözler, kabaran iştahların artığında sürülen hayatları bir kutu içerisinde sorguya çekerken dilsiz vicdan kendi parçalarını birleştirmekte zorlanıyor. Zaman,kendi döngüsüne yenik düşmüş hissettiriyor. Bazen olur bu durum. Aslında hep olur, sadece bazı zamanlarda farkına varılır.

Bâki, bastonundan destek alarak doğruluyor taburesinden ve tezgâhını toparlamaya başlıyor. İlk iş tavşanın kafese girmesi oluyor. Uzaktan seyreden genç fotoğrafçının içinde karşı konulmaz bir peşe takılma isteği uyandırıyor bu hareket. Kafeslenen tavşan bir bağ kurduruyor; kaygıyı, korkuyu ektiriyor güneş görmeyen topraklar üzerine ve sadece tek bir eylem seriveriyor olup biteni kapalı gözlerle.

Ağır adımlarla yürümeye başlıyor Bâki sahil yolu üzerinde. Fotoğrafçı onu takip ediyor ve zaman aralıklarıyla fotoğrafını çekiyor kendini fark ettirmeden. Önce akşam pazarına giriyorlar. Sokaklara dökülenlerden birkaç yeşillik topluyor Bâki, kafesin içine atıyor. Birkaç tezgâha uğruyor, kendisine sebze seçiyor en az çürüklerinden. Ve sonra devam ediyor yürümeye. Pazar çıkışında anlık bir kargaşada gözden kayboluyor Bâki, fotoğrafçı etrafa bakınıyor bir süre göz gezdiriyor sokaklarda. Kaybettiğini anladığında ise yoluna mahkûm geri dönüyor.

Fotoğrafçı eve vardığında kendisini karanlık bir odaya atıyor. Çetrefilli düşünceler sardıkça zihnini kendi düşüncelerine hapsoluyor ve sabahın erken saatlerinde kendisini yine sahilin aynı köşesinde buluyor. Saatlerce bekliyor, beklemenin verdiği sancıda tüm beklentilerinin varacağı noktayı buluyor. Hayatı omuzladıkça gözünü alacak tüm ışıkların bir gün onu hareketsiz bırakmasından korkuyor. Hayatının onu bir kafese sokup önüne bırakacaklarıyla yetinememekten korkuyor. Yenik düşürse de kendisini insan biliyor ki zaman akıyor avuçları arasından. Vaktini bilen güneş çekilirken üzerinden fotoğrafçı yine evinin yolunu tutuyor. Bâki gelmiyor. Ardı ardına birkaç gün böyle devam ediyor. 

Anlam veremediği merakına yenik düşen fotoğrafçı soruşturmaya başlıyor Bâki’yi. Sahil üzerindeki tüm tezgâhlarıgeziyor sırasıyla ve öğreniyor yavaş yavaş. Emekli olmuş Bâki seneler önce çalıştığı fabrikadan. Elden düşmeye başladıkça aklına kayıp, sırtına kambur olmuş yazgısı. Hiç çocuğu olmamış ömrü boyunca. İlerleyen yaşında hasta olan eşine bakabilmek için başlamış niyetçiliğe. Oysaki kendi niyetinde yok oluyormuş zaten. Eşini kaybettiğini hiçbir zaman kabullenmemiş Bâki, tutmuş aklını kaybetmiş. Ölen eşine ilaç parası biriktirmiş senelerce tavşan niyetinde. Sorsan aklı yitik, görsen içimizden birisi. Toplumsal yarışta ölecek bedenlere farz kılmadık mı birşeyler uğruna tükenmeyi? Kıldık, üzerine de tek rekât namaz kılıp toprağa verdik.

Öğrendikçe girdiği girdapta yetinemeyen fotoğrafçı evinin adresini alıyor Bâki’nin. Karşısına çıkıp ne soracağını bilemese de çat kapı girmek istiyor yaşlı adamın yalnızlığına. Akşam pazarından geçerken yeşillikler topluyor ve eski bir gecekonduya varıyor yolu. Çaldığı kapıyı açan olmuyor. Tavşanı görüyor bahçede, bir umut soruyor çevreye ve öldüğü haberini alıyor. Tavşanın gözlerine bakıyor uzunca bir süre. Hayatta Bâki olabilmenin anlamını arıyor. Evine dönüp fotoğraflara baktığında ise Bâki’nin yüzünün görünmediğini fark ediyor ve elde kalandan kendisine bir pay çıkartıyor.Kördüğüme karışan yazgıda kaçacak yeri olmayan insanların varabileceği tek yerin benliklere yapışmış koca birer yumru olduğunu öğreniyor ve anlıyor ki insanın sırtını yaslamak istediği her duvarda can acıtıyor bu güzergâh.

Bunu paylaşın:


Geri İleri

keyboard_arrow_up