menu Menü
16 içerik
Öykü
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa Sonraki Sayfa
İhtilâl sizin oralara da geldi mi?

​“Hayırdır dayı?” dedi “Bugün maaş günü mü?” ​“Lo lo yok” dedi adam “İlla paraya mı gideceğiz?” ​Düzgün güldü. “Ben ne bilem, böyle doluşmuşsunuz arabaya.” Dizel motor sesi, kayalıkların arasında yankılandı. Adamın bembeyaz pos bıyıkları sabah güneşiyle parıldadı. ​“Hele uzatma, dön önüne.” ​Minibüs ovaya indi. Uzakta Munzur Dağları’nın tepelerini bulutlar bir örtü gibi kaplıyor, sabahın beşinde ilçe merkezinde birkaç karga sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu.

Kırmızı minibüs virajların arasından çıktı. Düzlüğe, Pülümür asfaltına doğru ilerledi. Puslu ormanlara sis grisi bulaşıyor, yuvarlak lambaları cızırdayarak ışıldıyordu. Karşı yamaçta bir ceylan koşuyor; Düzgün, ön koltukta yan dönmüş, bir eli şoför koltuğuna yaslı, diğeri kapıda, çamurlu yolları izliyordu. Yan camın buğusunu kazağının koluyla silip arkasına döndü: ​“Hayırdır dayı?” dedi “Bugün maaş günü mü?” ​“Lo lo yok” dedi adam “İlla paraya […]

Hıdır Murat Doğan Haziran 2, 2021 0 Yorum 7 dakika Okumaya devam et
Göç Mevsimi

Bazı taşları yerinden çıkmış eski kaldırımda yürürken yalnız olmadığını görmenin getirdiği tuhaf bir duygu tüm bedenini sardı. Adımları hızlandı. Sanki yol boyunca gördüğü her kuş sadecekendisinin görebileceği bir biçimde onu selamlıyordu. Bir gün Neriman’la tekrar kavuşacağına olan inancı on yedi günün sonunda hiç olmadığı kadar çoktu.

            On yedi günün sonunda evden çıkıp hayatında ilk defa tek başına meyhaneye gitmişti. Yaşı tutmadığı için Taksim’deki barların kapılarında dikilen güvenlik görevlilerinin arasından sıyrılıp içeri ilk adımını attığı an kadar heyecanlı, ne yapacağını bilemez bir şaşkınlıkla etrafa bakıyor, titreyen ellerine masada bir yer bulmaya çalışıyordu. Biraz da heyecanını dindirmek için bir sigara yakıp etrafı izlemeye […]

Emre Ocaklı Mayıs 20, 2021 0 Yorum 13 dakika Okumaya devam et
Yakılan Ateştir Orada

"Yakılan ateştir orada, ağıt derler." diyerek sırtlarındaki ilk kumaş toplarını ikinci katın kapısına serdiler. Bir kulağıyla onları dinleyen han esnafına memleketlerini anlatırken ayaklarının altında kayan temelin kıpırtısını hissetmediler. Üç genç dikleşen sırtları, genişleyen ciğerleri, pembeleşen yüzleriyle hanın dış kapısına çıktı. Sokak esnafı; camekânların ardından gençlere, kamyona, kumaşlara ve han esnafının yersiz coşkusuna hayretle bakıyor, bu coşkuya mana arıyordu. Gençler büyük bir telaşla ikinci topları kaldırdı. Sırtlarına çöken kumaş topları güzelliğini gitgide yitiriyordu. Esnaf bu kez durulmuş vaziyette, taburelerinde kahvelerini içiyor, boğazdan esen ılık rüzgârı dinliyordu.

Gençlerden biri yokuşun daraldığı, dükkânların seyreldiği yerden öne atıldı. Ellerini çırparak sokağı ikiye ayıran kamyonun önünü kesti. Peşinden gelen iki gençle beraber tarihi hanın mühürlenmiş kapısını söküp yetmiş yıldır adım atılmayan dar avlusuna girdi. İki avlulu bu hanın denize bakan odaları birer birer çöküp; bu odalarda kalan bekârlar, taşradan kente göçen işçiler ve memleketin bir […]

Belgin Akan Nisan 26, 2021 0 Yorum 6 dakika Okumaya devam et
Hoşçakal Pia

Başıboş atları kamyonlara doldurdular. Hozat’tan, Ovacık’tan gelenleri bekledi konvoy. Köylerden kaçmış katırlar, artık doludizgin koşamayacak kısraklar, hepsi… İki er boyunduruğundan çekiştirip getirdi Pia’yı. Eyeri üstündeydi. Öyledir. Çaresizken üstünüzdeki hiçbir yükü yere atamazsınız.

Increscunt animi, virescit volnere virtus.Tek bir yara, erdemi ve ruhu güçlü kılar.[AULUS FURIUS ANTIAS, 18, 11,4] Patika sessizdi. Tepenin aşağısında, Tahar Çayı’nın esintisi çalılıkların ve örümcek ağlarının arasından buralara kadar geliyordu. Birkaç karga, çığlıklarıyla gökyüzünü yırttı. Karşı yamaçtaki sarp kayalıkların kızıl parıldayışlarına çarpıp geri döndüler.  Pia, bir rahvan sakinliğinde, hışırdayan adımlarını duyurmaksızın vadiye doğru indi. Sol yanında, yeşil suya değen ağaç kubbelerini gördü. Kulaklarını yükseltti, suyun dinginliğini dinledi. Hakikat diye bir […]

Hıdır Murat Doğan Nisan 12, 2021 0 Yorum 7 dakika Okumaya devam et
Leke

Onu bir daha görmek istiyordum. Gülümsemesini uzun uzun seyretmek, dudaklarının rengini, kıvrımını ezberlemek, kedi gibi meraklı bakışlarının ardını görmek istiyordum. Bunun için aynı saatte evde olmam gerekiyordu. Oldum da. Bir bacağı aksayan sandalyemde sigara üstüne sigara yakıp onun gelmesini, cama vuran bir güneş ışığı gibi gözlerimi almasını bekledim.

Önce “Satılık” yazan kirli bez afiş kalktı. Sonra perdesiz pencereler; evi dolduran insanlara, iş paylaşımlarına, yenen yemeklere, kahkahalara, yorgunluklara sahne oldu. İzleyenler arasında ben de vardım. Göstermelik birkaç parça yeşilin etrafına kurulmuş beton yığının tam ortasındaydım. Sabah ve akşam güneşinden uzak, yirmi metre ilerimde duran diğer binanın canlı yüzüne bakan küçük evimde dolanıp duruyordum. Buzdolabı […]

Emre Ocaklı Mart 19, 2021 0 Yorum 13 dakika Okumaya devam et
Dokuzu Geçen Saatler

Muhbet Hanım başına bunların geleceğini bilemezdi. Rüyasında görse, hayır olsun, deyip uyanıverirdi. Başucundaki su bardağının üzerindeki kolalanmış danteli telaşla çeker, alırdı. İçten içe, hep bu korkulu rüyalar için o bardağı orada tuttuğunu bilirdi. Her gece bir bardak su koyardı başucuna, sabahları onu gördüğünde içine bir nebze su serpilirdi sanki. Çünkü içilmemiş bir bardak su onun için her şey yolunda demekti. Onu bir sonraki gece için bekletmez, israf olmasın diye de Ferit’e verirdi. Ferit’le onun odasıydı burası. Her ne kadar uğursuzluk getirir, deseler de dinlememişti Muhbet Hanım, uğuru da uğursuzluğu da onlara kalsın, demişti. Hem cahil kadın değildi inanmazdı öyle şeylere, televizyondaki doktorların da yalan söyleyecek hali yoktu ya.

Muhbet Hanım başına bunların geleceğini bilemezdi. Rüyasında görse, hayır olsun, deyip uyanıverirdi. Başucundaki su bardağının üzerindeki kolalanmış danteli telaşla çeker, alırdı. İçten içe, hep bu korkulu rüyalar için o bardağı orada tuttuğunu bilirdi. Her gece bir bardak su koyardı başucuna, sabahları onu gördüğünde içine bir nebze su serpilirdi sanki. Çünkü içilmemiş bir bardak su onun […]

Gökçe Hatipoğlu Mart 10, 2021 0 Yorum 9 dakika Okumaya devam et
Kalecik Karası

Bağ bozumu vakti olarak bilinen eylülün gelmesiyle gün ince bir esintiyle başlar, öğleye doğru ise ağustosa sığmayıp yeni aya taşan güneş tomurcukları düşerdi ırmağa. Okulun da açıldığı bu yeni ayda, sabahçıların ders çıkışı öğlencilerin ise ders öncesi vaktine denk gelen, kızgın güneş ırmağın suyunu kaynatırdı.

Kalecik’in yakasında çağlayan Kızılırmak Yedi Gözlü Köprü’ye çarpa çarpa, kara üzüm bağlarının ortasından akıp gitmekteydi. Tepenin ağzından dökülen güneş, ırmağa dokunup bağlara düşünce Kalecik’in kara üzümü sulu, yeşil dalların kucağına doğuverirdi. Asma yapraklarının çehresinde beliren üzüm taneleri ekşiden tatlıya düğümler atar, bağ bozumunu çağırırdı. Pişmiş lüleci çamurunu kırıp yeryüzüne çıkan çocuklar ilk kez katılacakları bağ bozumunun heyecanını üzüm taneleri gibi […]

Belgin Akan Mart 6, 2021 0 Yorum 8 dakika Okumaya devam et
Kar Vaktinden Önce

Dağların ardından yükselen fırtına Murat Nehri'ni sarmış, İshak Paşa Sarayı'ndan süzülerek Doğubayazıt’a varmıştı. Toprağına destanlar sunulan, ağıtlar dökülen şehrin tüm pencereleri fırtınaya karşı çevrelenmiş ve kapatılmıştı. Cumhuriyet Caddesi'nin ışıkları tenha bir geceye gömülmüş; kunduracıların, kerestecilerin, arzuhalcilerin, kumaşçıların ve kalaycıların telaşı kepenklerin arkasına çökmüştü. Uğultuyla sızlayan camların ötesinde; ev içlerinde ise soba ateşinin çıtırtısından başka mevzubahis yoktu. Bir ev hariç. Kapılarına son bir aydır kaç defa çarptığı bilinmeyen, tüm ev halkının avuçlarından yüzlerine sürülen tek bir cümle vardı; "Kar düşmeden aşsaydı şu kayalıkları."

Dağların ardından yükselen fırtına Murat Nehri’ni sarmış, İshak Paşa Sarayı’ndan süzülerek Doğubayazıt’a varmıştı. Toprağına destanlar sunulan, ağıtlar dökülen şehrin tüm pencereleri fırtınaya karşı çevrelenmiş ve kapatılmıştı. Cumhuriyet Caddesi’nin ışıkları tenha bir geceye gömülmüş; kunduracıların, kerestecilerin, arzuhalcilerin, kumaşçıların ve kalaycıların telaşı kepenklerin arkasına çökmüştü. Uğultuyla sızlayan camların ötesinde; ev içlerinde ise soba ateşinin çıtırtısından başka mevzubahis […]

Belgin Akan Şubat 14, 2021 0 Yorum 6 dakika Okumaya devam et
Tanju Okan ve Ölüm

Odama bakınca yine ruhum daralıyor. Giysi dolabımdan elbiseler taşmış, renkli ampullerimden ikisi patlak, aynam toz içinde, masam darmadağın. Bu da yetmezmiş gibi bir kitabım eksik, kedim üç gün önce evi terk etti, ihtiyacım olan bir şeyi yazdığım küçük not kâğıdım kayıp, sesi meyhane kokan adam, Tanju Okan çalıyor ve telefonumda yanıp sönen cevaplanmamış bir mesaj var. Terliyorum. Gece, üzerine hiç yakışmayan aykırı bir kıyafetle yakama yapıştı.

Odama bakınca yine ruhum daralıyor. Giysi dolabımdan elbiseler taşmış, renkli ampullerimden ikisi patlak, aynam toz içinde, masam darmadağın. Bu da yetmezmiş gibi bir kitabım eksik, kedim üç gün önce evi terk etti, ihtiyacım olan bir şeyi yazdığım küçük not kâğıdım kayıp, sesi meyhane kokan adam, Tanju Okan çalıyor ve telefonumda yanıp sönen cevaplanmamış bir mesaj […]

Emre Ocaklı Şubat 9, 2021 0 Yorum 13 dakika Okumaya devam et
Her şeyi unutmak için

Heybetli atların zamanlarını bilmiyorum. Ben doğduğumda hepsi çoktan vurulmuştu delidir diye. Lime lime edilmiş toprakları paylaşmıştı arasında yüz bin padişah, belki beş yüz peygamber. Çocukluğumda bir köpekten öğrenmiştim, düşenin başından ayrılmamayı. Dedem masallardan anlıyordu eskiden. Sanırım hatır ile hakikat, şöyle şu yamaçtan kuzeye doğru gidince, Erzincan önlerinde sıralanmış dağların ardında kaldı.

Optima sors homini non esse. / Doğmamış olmak insan için en iyisiydi. Theognis of Megara, Şair, M.Ö.570-485             “Kurdun, kuşun hakkıdır bu bıko, bıko![1]” diyor dedem, bakır tepsiyi yanımızdaki kayanın üstüne doğru bırakıp elimi tutuyor. Yorgun gövdesini yarım bir tur çevirip batımıza, güneşe doğru dönüyor. Sıra sıra yükseltiler ve ağaçlar beyazın türlü rengine bürünmüş halde yerli yerinde duruyor. […]

Hıdır Murat Doğan Şubat 5, 2021 0 Yorum 9 dakika Okumaya devam et

Önceki Sayfa Sonraki Sayfa

keyboard_arrow_up